PDF SAYI 69 - Hayat Online

Transcription

PDF SAYI 69 - Hayat Online
23 DİTİB 12. Güzel Hutbe Okuma Yarışması
07
Finali Gelsenkirchen-Erle DİTİB Merkez
Ulu Camii'nde Yapıldı
Arif Ünal BİRLİK 90/YEŞİLLER KRV Eyalet Milletvekili
Nürnberg Caddeleri
Hadis-i Şeriflerle Süslendi
ENERGY
Enerji
İçeceği
Damaklara
Serin
Bir
Tat
Göçmenler CDU ve SOL Partiye
Güçlü Bir Mesaj Verdi
10
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Aylık Ücretsiz Gazete / Kostenlose Monatliche Zeitung • Sayı/Nr.: 69 • Yıl/Jahre: 9 • Haziran / Juni 2012 / Receb 1433
Sipariş İçin: 0179-9705472
E-Mail: [email protected]
Avrupa’daki Kitapçýnýz
OKUSAN
Binlerce Kitap, CD, VCD, DVD
ve Hediyelik Eþyalar
Tel: 06142-793 0770-71
Fax: 06142-793 0772
Mobil: 0157-83555560
[email protected]
www.okusan.eu
Neslimiz ve Anadili
18
16-17
09
IGMG
Hacc'da
İnsanımızın
Tercihi Olduğu
Gibi Umre'de de
HASENE'nin Pakistan'da
Yoğun Şekilde
Tercihi Oldu Yaptırdığı Okul Hizmete Girdi
İslamî
Riyaset
ve
Önemi
Dr. Yusuf IŞIK
Ebuzer
Üzerinden
Kimlik
Arayışı
05 Mahmut AŞKAR
11
Almanya’da
Çok Dilliliğin
ve Anadilde
Eğitimin
Hukuki
Çerçevesi
Mustafa YENEROĞLU
Safahat’tan
“Kocakarı
İle Ömer”
19 Selma ÖZTÜRK
Küçük
Enes
Vize
Duvarını
Geçemedi
Müslim-Gayri
Müslim
Birlikteliği
Özlenen
Gençlik
ve İlişkileri
27 Zekiye TOPATAN
20 Ahmet ÖZDEN
Hacarabın
Serüvenleri
56
21 M. Salih AYDIN
29
Bahnhofstr. 50 · 63129 Obertshausen · Tel: 0176-60986543
[email protected] · www.ziyafet.de
Islamische
Gemeinschaft Millî Görüş
Hadsch-Umra Reisen GmbH
Boschstr. 61-65 . D-50171 Kerpen
Tel: 02237-9746-0
Fax: 02237-656-319
/IgmgHacUmre
www.igmghacumre.com
[email protected]
HAYAT
Sevgili dostlar!
İnsanları ve toplumları birarada
tutan ve nesillerin devamını sağlayan
önemli değerler vardır. İnsan sadece
maddi bir varlık değil aynı zamanda
yaratılış fıtratı gereği manevi, ruhi
özellikleri de olan bir varlıktır. İnsan
bu özelliklerini yaşadığı sürece insan
olma vasfını devam ettirir ve tabiki
toplumlar da bundan etkilenir. Toplumları ayakta tutan da özel değerler
vardır. Bu özel birleştirici değerler
boşverilirse ve erozyona uğratılırsa
toplumda bozulmalar başlar ve hayat
belli bir zaman sonra yaşanmaz bir
hal alır.
Her toplumun kendine has özellikleri ve kutsalları mevcuttur. Doğu
toplumlarının daha çok manevi boyuttaki özellikleri Batı toplumlarına
göre biraz daha belirleyici bir niteliktedir. Yaklaşık 10 sene önce YazarMütefekkir Muhammed Esed (Leopold Weiss)in 1924 senesinde kaleme
aldığı ki o zamanlar daha İslamiyeti
seçmemiş genç bir Yahudi iken (Unromantische Morgenland) Romantik
Olmayan Doğu kitabına denk gelmiştim. O zamanlar Leopold Weiss Doğu
toplumlarını biraz da önyargıyla eleştiriyordu. Müslüman olduktan sonra
Muhammed Esed bu düşüncesinin
tam tersi düşünmeye başladı.
Bu örneği niye verdim; maalesef
tarihte de pek çok zaman örneklerini
gördüğümüz şekilde birbirlerini tanımayan toplumlar birbirlerine sürekli
önyargı ile yaklaşmışlar bu zaman zaman katliamlara varan bir duruma
bile gelmiştir. Bir de buna menfaat şebekelerinin kasıtlı kışkırtmaları da
eklenince tarihte pek çoğumuzun da
bildiği istenmeyen olaylara şahit
olunmuştur.
Karşımızdaki insanı dili, dini, rengi ne olursa olsun; ayrı bir değer, ayrı
bir ırk, ayrı bir düşünce olarak kabul
edip farklılıklarına ve kendine has değerlerine saygı duymazsak o zaman
toplumda karmaşa daim olur. Beğenmediğiniz bir insanı veya toplumu
kendi değer yargılarınıza uymuyor
diye eleştirmeye ve hakir görmeye
başlarsanız karşınızdaki de aynı şekilde size davranmaya başladı mı karmaşanın önü alınamaz.
Bu girizgahı niye yaptık. İçerisinde bulunduğumuz toplum kozmopolit ve göçmen kökenlilerin yoğunlukta olduğu bir toplumdur. Öyle olunca
da her gurubun kendine has hayat
tarzları, kendine has milli ve manevi
özellikleri olmakta. Maalesef yine bu
toplumda bazıları bu hayat tarzlarını
ve milli manevi özellikleri gözardı
ederek sözde entegrasyon adı altında
(ki bize göre kesinlikle iyi niyetli bir
yaklaşım içerisinde değiller) asimilasyon politikaları gütmeye çalışmaktadırlar. Değişik dil, din, kültürler
içerisinde bulunduğumuz topluma
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 03 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal
Sinan AKTÜRK
[email protected]
Bizi Biz Yapan Değerler
renk katmaktadır. Masalesef bazıları
renk körü oldukları için toplumu siyah veya beyaz olarak sınıflandırmaya çalışmaktadırlar.
50 senelik göç tarihinde bu noktada en çok muzdarip olan toplum herhalde Almanya`daki Türk toplumudur. İlk zamanlar hiç bir meselede sorun görünmezken zamanla bu toplumda kalıcı olacağımız anlaşılınca
basit meseleler bahane edilerek sorunlar çıkartılmaya başlandı. Hele de
90`lı yıllarda buralarda kalıcı olacağımız iyice anlaşılınca basit meselelerin
yerini temel insani hak ve özgürlüklere karşı bazen resmi olarak da tavırlar
ve sıkıntılar almaya başladı.
En temel dini taleplerden tutun da
yetişen neslin dil ve kültür talepleri
absürt bahanelerle görmezden gelinmeye başladı.
90`lı yıllardan başlayan bir trentle
özellikle İslami hassasiyet ile bağlantılı ihtiyaçlar engellenmeye başlandı.
Örnek şoksuz İslami kesim noktasında hala bir yerlerden inatla engellemeler çıkartılmaktadır. Asslar`da kasaplık yapan Rüstem Altınküpe en
yüksek mahkemede bile kazandığı
haklarını yerel bazı kötü niyetli politikacılar yüzünden kullanamamaktadır. Ve maalesef tam da kurban zamanlarına denk gelecek şekilde bürokratik engellemelerle karşılaşmaktadır.
Başörtüsü meselesinde devlet memurlarının bu hakları pekçok yerde
ellerinden alınmış, okullarda çocuklarımızın pek çok hassasiyeti bazı art
niyetli idareciler tarafından dikkate
alınmadığı gibi okul hayatına zarar
verecek kararlar ile istismar edilmektedir.
Yine anadil dersi konusunda yapılan tüm çalışmalara yine bu tür art
niyetli idareciler engeller çıkartmaktadır.
Yukarıda belirttiğimiz sıkıntılar
ortak noktalarımız. Bu işin karşı taraf
diye nitelendireceğimiz kesiminin çıkardığı engelleri bu şekilde özetledikten sonra bir de işin bu tarafında yani
bizim tarafımızdaki ve maalesef kendi elimizle çıkarttığımz engelleri de
konuşalım diyoruz.
Belli bir zaman maalesef çok dikkate almadığımız nesillerimizin eğitimleri zamanla büyük sorunlara gebe duruma gelmiştir. Birinci neslin
burada kalmayı pek düşünmediği ve
ailelerini uzunca bir süre buraya getirmediğini dikkate alırsak ilk zamanlar sorunlarımız çok az sayıda
idi. Ama aileler buraya gelip yerleşince ve nesiller çoğalınca sorunlarda o
orantıda çoğalmaya başladı. Artık öyle bir hale gelindi ki evde bulunan anne baba ile evlatlar birbirlerini anlamaz hale geldiler. Anne baba Almancayı az biliyor. Evlatlar Türkçeyi az biliyor. Zamanla karmaşık bir dil ortaya
çıkınca artık kuş dili anlaşılır oldu.
Anne baba ile evlatlar arasında yaşanan bu sıkıntı birbirlerini anlayamama noktasında bayağı büyük bir vaziyet aldı. Bir de buna pek çok ailede
yaşanan anne ve babanın çocukların
okulları ile alakalı olarak ilgisiz olmaları da eklenince aradaki bağlantılar
kopmaya başladı. Belki bizler çocuklarımızın en iyi şekilde okumasını istiyoruz ama bu sadece istemekle olmuyor. Gereken tüm fedakarlıkları
yapmakla oluyor. Çocuklarımızın
derslerindeki eksiklikleri gerektiğinde ek dersler almalarını sağlayarak
yani özel öğretmenler tutarak gidermemiz gerektiğinde maalesef ihmal
ediyoruz ve okulladaki başarılarını
biraz da biz engelliyoruz. Evde çocuklarımızla Türkçe konuşmuyoruz.
Konuşsak bile çocuklara örnek şekilde düzgün bir Türkçe konuşmuyoruz.
İki arada bir derede kalan çocuklar ne
Almancalarını iyi öğrenebiliyorlar ne
de anadilleri olan Türkçelerini öğrenebiliyorlar.
editörden
Burada bizim tavsiyemiz çocuklarımıza her türlü desteği vererek anadillerini öğrenmeleri noktasında onlara yardımcı olmamızdır. Bunun için
de elimizdeki tüm imkanları seferber
etmeliyiz. Eve, arabaya yapacağımız
yatırımı geleceğimizin teminati çocuklarımıza yapmalıyız. Sadece Türkçe konuşmakla kalmayıp Türkçe kitap, dergi, gazeteleri evimize sokarak
onların da bunlardan istifade etmelerini sağlamalıyız. Tatil zamanları imkan dahilinde Türkiye`ye göndermeli
ve mümkünse oralardaki kurslardan
istifade etmelerini sağlamalıyız.
Unutmayalım biz neslimize sahip çıkmazsak birileri sahip çıkar ve bakmışsınız ki 2-3 nesil sonra buralardaki neslimiz kaybolmuş olacaktır.
Buradan sivil derneklere de bir
tavsiyemiz olacak. İmkanları iyi kullanarak camilerde ve lokallerde haftanın belli günleri dini eğitimle beraber
Türkçe dil dersleri konması noktasında biraz imkanları zorlamak gerekir
diye düşünüyoruz. Çocuklar sadece
okullarda çok az bir zamanda gördükleri seçmeli Türkçe dersi yanında
buralarda da kendilerini eğitmeliler
diye düşünüyoruz.
Cenab-ı Allah çalışmalarımızı bereketlendirsin, şuurlandırsın.
Çalışmak bizden başarı Allah`tandır.
Allah`a emanet olun.
Impressum / Künye
HAYAT
Aylık Ücretsiz Gazete
Haziran - Juni 2012
Receb 1433
Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni
Sinan AKTÜRK
Yayın Kurulu
Dr. Yusuf Işık, Mehmet Ateş,
Bilal Demiroğlu, Fikret Ekin,
Selma Öztürk, Mahmut Aşkar,
Cengiz Şahbaz, M. Salih Aydın,
Ayşe Akgün, Sinan Aktürk,
İskender Güngör, Aydın Ersoy
Merkez
Königsbergerstr. 16
61169 Friedberg
Tel: 06031-162411
Fax: 06031-738644
E-Mail: [email protected]
Web: www.hayatonline.eu
Baskı: Sunprint GmbH Offenbach
Gazetemizde Yayınlanan Yazıların ve
Reklamların İçeriğinden Sorumlu Değiliz.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 04 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Üç Aylar ve Dini Günler Kültür
ve Kimliğimizin Bir Parçasıdır
Üç Aylar’ın Başlaması Vesilesiyle ATİB
Genel Başkanı İhsan Öner’in Mesajı
slam Toplumu Millî Görüş
Genel Başkanı Kemal Ergün
Üç Aylar’ın başlangıcı ve Regaip Kandili münasebetiyle bütün Müslümanları tebrik ederek,
dinî bayramlar ve günlerin İslam
kültürünün ve kimliğinin bir
parçası olduğuna dikkat çekti.
Ergün ayrıca şunları ifade etti:
“İslam geleneğinde ‘Üç Aylar’
diye adlandırılan kamerî takvimin yedinci, sekizinci ve dokuzuncu ayları olan Receb, Şaban
ve Ramazan aylarına son derece
önem verilir. Müslümanlar bu
ayları adeta iple çeker ve bu zaman dilimini değerlendirmek
için azami gayret gösterirler. Mübarek Üç Ayların Müslüman toplumlardaki bu özel yeri şüphesiz ‘onbir ayın sultanı’ olarak anılan Ramazan’ın
manevi gücü ve önemi dolayısıyladır. Receb ve Şaban ayının, diğer aylar arasında özel öneme sahip olmalarının sebebi, kuşkusuz Ramazan’dan önce gelmeleri ve bir nevi Ramazan’a hazırlık dönemi olmalarıdır. Bu nedenle Receb
ve Şaban aylarını gerektiği gibi değerlendirmek ziyadesiyle önemlidir ve bu
çabalar Ramazan ayı için yaptığımız hazırlıklarımızın bir parçası sayılmalır.
Zira Resulullah Efendimiz (sav), Ramazan ayı dışında en fazla Receb ve Şaban
aylarında oruç tutmuş ve, ‘Allah’ım, bize Receb ve Şaban’ı mübarek kıl ve bizi
Ramazan’a ulaştır’ diye dua etmiştir.
Üç Aylar, Ramazan ayı, bayramlar ve dinî gün ve geceler bilhassa Avrupa’da yaşamakta olan Müslümanlar için son derece önemli bir yere sahiptir.
Zira bu gün ve geceler, dinî ve kültürel geleneklerimizi nesilden nesile aktarabilmemiz ve dinî hassasiyetlerimizi zinde tutabilmemiz için yeri doldurulamaz birer vasıtadır. Dolayısıyla bu gün ve geceler Avrupa ülkelerinde oluşturulan ve sürdürülen İslam kültürünün ve kimliğinin de bir parçasıdır. Bu durumun farkında olarak, camilerimizde yapılan mevcut programların yanı sıra
farklı, daha cazip ve kapsamlı çalışma ve ibadetler yapılması hepimiz için elzemdir.
Hiç şüphesiz, İslam bir inanç, ibadet ve istikamet dinidir. Bilhassa önümüzdeki bu aylarda, Ramazan ayına zihnen ve fiilen hazırlanmak suretiyle,
yapmakta olduğumuz ve yapacağımız ibadetlerimizle maneviyatımızı güçlendirmek ve istikametimizi muhafaza ederek çalışmalarımızı sürdürmek dinimizin bir gereğidir. Bu aylarda, özellikle de Regaip Kandili’nde, Müslümanların ve tüm dünyanın geleceğinin hayırlı olması için, ibadet ve faaliyetlerimizin Allah’ın rızasına uygun ve makbul olması için dua etmeyi hatırımızdan çıkarmayalım.”
Aziz Müslümanlar, Değerli Kardeşlerim,
İslam’ın ‘Kutlu Mevsim’i olarak
bilinen, mübarek Üç Aylar’ı, Recep
ayının girmesiyle birlikte idrak etmeğe başlıyoruz. Giderek maddeleşen bir dünyada, hangi dinden veya
milliyetten olursa olsun, insanların
manevi huzur bulabilmeleri için
kendilerine, yani insanlık değerlerine, yaratılışın gayesine dönüş yapmaları gerekir. Receb ayıyla başlayan
ve Şaban’dan sonra içinde Kadir Gecesi’nin bulunduğu Ramazan ayıyla
doruk noktasına ulaşan, bu kutlu zaman dilimini vesile kılarak cemiyetlerimiz daha hareketli, mabedlerimiz daha canlı ve kalabalık olmalıdır. Gerek fert ve gerekse toplum
olarak her iki dünyamızın da selameti ve saadeti için yapılan her türlü ibadet ve
hayırlı iş, farklı inançlara mensup insanlar için de örnek olabilecek ve örnek alınabilecek hizmetler olduğu gözardı edilmemelidir.
Bu vesileyle, idrak etmeğe başladığımız Üç Aylar’ın bütün müslümanlara,
dünya insanlığına ve siz değerli Batı Avrupa Göçmen Türkleri kardeşlerime huzur, barış ve sağlık getirmesini Yüce Rabb’imden niyaz ediyorum.
İ
IGMG Haiger Cemiyetinde Yöresel Yemek Yarışması
GMG Haiger Şubesinde Kadınlar Teşkilatınin düzenlediği ve yoğun bir katılımın gerçekleştiği,
Yöresel Yemek Yarışması çok güzel görüntülerin oluşmasına vesile oldu.
Birbirinden güzel yöresel lezzetlerin
yarıştığı programda derecelerin belirlenmesi oldukça zor oldu. Programa katılan
hanımlar kendi yörelerine has yemekleri
ellerinden geldiğince güzel şekilde sunmaya çalıştılar. Yapılan değerlendirme sonucu: “Birinci Nevin Yıldız; Yemeği İçli
I
Köfte, İkinci Adile Koşmaz Yemeği Düğün Pilavı, Üçüncü Songül Murat Yemeği
Güveç Pilav” oldu.
Jüri heyeti: Handan Yazıcı, Günay
Koşmaz , Nazlı Danışman`dan oluştu.
Ayrıca Naile Atsız Hocahanımın sunduğu serminer “Kur`an ve Sünnet Işığında Örnek İnsan” katılımcıların beğenisini
topladı.
Yarışmacılar yapılan değerlendirmeden sonra çeşitli hediyelerle ödüllendirildiler.
Irkçı Pro NRW’nin Cami Önlerindeki Karikatür Provokasyonu Görmezden Gelinmeli!
slam Toplumu Milli Görüş
(IGMG) Genel Sekreteri Oğuz
Üçüncü, ırkçı Pro NRW’nin cami önlerindeki karikatür gösterisi
ile ilgili olarak, ‘‘Tüm Müslümanları
sakin olmaya ve provokatörleri görmezden gelmeye davet ediyoruz.”
açıklamasında bulundu. Üçüncü ayrıca şunları ifade etti:
‘‘Irkçı parti Pro NRW seçim
kampanyası için cami önlerine indi.
Peygamberimizi sergilediğini iddia
ettikleri karikatürler ile cami önlerinde gösteri yapıyorlar. Bu tür provokasyonların hangi amaca hizmet
ettiği ortadadır. Pro NRW kamuoyunun dikkatini üzerine çekmek ve
sonuçta seçimler için çıkar temin
etmek arzusundadır. Bu tür durumlarda ne kadar çok olay çıkarsa, medyanın ilgisi de o denli artmaktadır, tıpkı Solingen örneğinde yaşandığı gibi. Bizler bu oyunun bir parçası olmayacağız.
Bu nedenle tüm Müslümanları sakin olmaya, provokatörleri görmezden gelmeye davet ediyoruz. Aksi yöndeki davranışlar Pro NRW’nin amaçlarına hizmet
edecek ve Müslümanları zor duruma düşürecektir. IGMG cemiyetlerine de bu
yönde bilgi verilmiştir ve cemiyetlerimiz ırkçıların hedeflerine ulaşmalarına alet
olmayacaklardır. Provokatörlere verilecek en iyi cevap da bu olacaktır.
Ancak şu durumda güvenlik güçlerine de büyük bir görev düşmektedir. Düşünce ve toplantı hürriyeti anayasanın teminatı altındadır, fakat ırkçıların provokasyon amaçlı eylemleri polis tarafından mümkün olduğunca engellenmelidir.
Olay yerlerinde mağdur olabilecek Müslümanların hassasiyetlerine sağduyu ile
yaklaşılması, kuşkusuz ki istenmeyen olayların yaşanmasını engellemeye yardımcı olacaktır.
İ
HAYAT
înî bilgileri bize açıklayan, Kitab-ı Mübîn’i bize gönderen, işlerin yürütülmesinde bizlere hükümler koyan, helâl ve haramı açıklayan
Allah’a sonsuz hamd ve senâlar olsun.
O’nun dünyada hüküm olarak koyduğu
prensiplerle yaratılmışların hakları kesin
olarak tesbit edilmiş, hukukun kuralları
bunlarla sabit olmuş, insanlık için takdir
ettiği şeylerin en güzelleri ile hükmetmiş
ve hükümleri kuvvetlendirmiştir. O’na,
takdir ettiği ve bizlere bıraktığı şeyler
için hamdolsun.
Allah’ın emirlerini açıklayan, bunlarla hakkı öğreten ve ayakta tutan Resûlü
Muhammed (s.a.v)’e, âline, aile fertlerine ve eshabına salât ve selâm olsun.
Allah’ın hükümleri, işlerin yürütülmesi için en uygun olanıdır. İlâhî hükümlerin bütün işlerle kaynaşması, insanların siyasetle ve yönetim işleriyle
meşgul olmalarına rağmen bu hükümlerden uzaklaşmalarını ve yüz çevirmelerini önler. Hukukçulara, İlâhî hükümlerdeki hukukî yolların bilinmesi, onlardan istifade, yerine getirilmesi gerekli
olanların yerine getirilmesi için, kazâ işlerinin çözümünde, adaletin tevziinde
hakkaniyet ve insaf esaslarının araştırılması, bu esaslara uyulması için gerekli
olan işlerin irdelenmesi elzem olan konulardır.
Bundan böyle şübhesiz ki, Allah gönderdiği dinden idarî hükümlerin, kaidelerin çıkması uygun olan görüşte fikirlerin birliği için Hz. Peygamberin şerefli
bir ümmeti olan müslümanlara kudretini açıkladı, güzellikleri saydı, kendi hoşnutluğunun nerede olduğunu gösterdi.
O’nun kuralları, siyasî ve idarî işlerin yürütülmesi, İslâm Toplumunun her türlü
ihtiyaçları için yeterlidir. Riyaset, bu hükümlerin yürütülmesi için devletin temel müessesesidir. Toplumun uyacağı
kaidelerin tatbiki ancak onun yani, İslâmî Riyasetin başta bulunmasıyla mümkündür. İslâmî Riyaset, umumun işlerini
tesbitte, yürütmede, toplumun yararına
olan işleri yapmada bu kurallara başvurur ve ancak onlarla yürütebilir.
İslâmî Riyasetin tesbiti hayatî öneme
haizdir. İslâmî Riyaset, merdiven aralığında ve kapalı kapılar ardında üç-beş
dalkavuk tarafından tesbit edilemez.
Tesbit edildiği sınırlı çevrelere duyurulmuş bile olsa hiç bir meşrûiyyeti yoktur
ve bâtıldır. Ehlü’l hal ve’l- Aktın buna
sükûtu günahı ve vebali mucibtir.
İslâmî Riyaset tesbitinde olmazsa olmaz üç şart vardır. Bunlar; Şûra, Seçim
ve Biat’tır. Bu şartlar tahakkuk ettirilmediği takdirde kişilerin kendi kendilerini
Riyaset Makamında vehmetmesi gayri
meşrûdur ve bâtıldır yani yok hükmündedir. Böyle bir gayri meşrû oldu bittiye
konuşarak veya susarak tasvipkâr tutum
ve davranışlar içinde bulunanlar ağır vebal altında olurlar.
İslâm Peygamberi Hz. Muhammed
(s.a.v) şöyle buyurmuştur;
-“Benden sonra bir kısım idareciler
sizi idare edecektir. İyiler iyilikleriyle, kötüler de kötülükleriyle sizi idare edecektir. Hakka uygun olan her hususta onlara itaat edin ve dinleyin. İyilik ederlerse
bu, hem sizin için hem de onlar için iyi-
D
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 05 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Dr. Yusuf IŞIK
[email protected]
İslamî Riyaset ve Önemi
dir. Kötülüklerde bulunurlarsa sizin lehinize, onların ise aleyhinedir.”
Diğer taraftan bilge insanlar da şu
tesbiti yapmaktadırlar;
-“İnsanların cahilleri idareci olduğunda, insanlar kötülüklerden, anarşiden kurtulamıyacağı gibi sürur ve rahatlığı da bulamıyacaklardır.”
Örnek olması bakımından tarihin
derinliklerine giderek, kadim Osmanlı
Devletinin oluşumunda cereyan eden
Riyaset olayına ve Reis adayına yapılan
nasihatlara bir göz gezdirelim. Kim bilir,
birileri belki örnek alır da kendilerine
çekidüzen verirler.
Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra, Anadolu`da bir çok
beylikler oluşmuştur. Bu beyliklerden en
küçüğü de Osmanlı Beyliğidir.
Ertuğrul Bey’in yönetiminde kuruluş
çalışmaları başlatılmış, Ertuğrul Gâzî’nin ölümünden sonra başa geçen oğlu
Osman Bey de kendi ismiyle anılan Osmanlı Devletini resmen kurmuştur.
İşte Osmanlının bu kuruluş yıllarında yaşamış İslâm Âlimi Şeyh Edebali fikirleriyle Osmanlının varoluş felsefesinin oluşmasına büyük katkı koymuştur.
Şeyh Edebali’nin düşünce ve fikirleri
adeta Osmanlı Devlet Felsefesi’ni oluşturmuş, özellikle devleti yönetenlere
verdiği öğütlerle de günümüzde bile bu
öğütlerin ne kadar geçerli olduğu ve
öneminden hiç bir şey kaybetmediği görülmektedir.
İşte Şeyh Edebali’nin Osman Gâzî’ye
verdiği öğütlerden bir demet;
Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana... Suçlamak bize; katlanmak
sana... Acizlik ve yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar,
uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize;
adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız
yorum bize; bağışlama sana... Bundan
sonra bölmek bize; bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek ve şekillendirmek sana...
Ey Oğul !
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla
bağlı, Allah-ü Teâlâ yardımcın olsun.
Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna
yararlı etsin. Işığını parıldatsın, uzaklara
iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin.
Sen ve arkadaşların kılıçla, bizim gibi
dervişler de düşünce, fikir ve dualarla
bize va’dedilenin önünü açmalıyız, tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Ey Oğul !
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın.
Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin... Öfken ve nefsin bir olup
aklını mağlup eder. Bunun için daima
sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz, ham armut yenmez; yense
bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı
ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme.
Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
Ey Oğul!
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler,
bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve
adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı
ve atanı say!.. Bil ki, bereket büyüklerle
beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur çöllere dönersin. Açık sözlü ol!.. Her sözü üstüne
alma!.. Gördün, söyleme; bildin deme!..
Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki
âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı
iken itibarını kaybedene acı!.. Unutma
ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler
kadar emniyette değildir. Haklı olduğun
mücadeleden korkma! Bilesin ki, atın
iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, gözü pek, kahraman) derler.
Ey Oğul!
En büyük zafer nefsini tanımaktır.
Düşman, insanın kendi nefsidir. Dost
ise, nefsini tanıyanın kendisidir. Ülke,
idare edenin oğulları ve kardeşleriyle
dosya
bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke, sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine
kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur.
Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar... İnsan bir kere oturdu mu,
yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar. Lâf, dedi-koduya dönüşür.
Dedi-kodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman canavar kesilir!..
Ey Oğul!
Kişinin gücü günün birinde tükenir,
ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı
gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.
Hayvan ölür semeri kalır; insan ölür
eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın
ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem ve kan akıtmaktan hoşlanmam.
Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir.
Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey, memleketten
öte değildir. Bir savaş yalnızca bey için
yapılmaz. Durmaya dinlenmeye hakkımız yok. Çünki, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim
zamanını bilen çiftçi başkasına danışmaz, yalnız başına kalsa da... Yeter ki,
toprağın tavda olduğunu bilebilsin.
Sevgi, dâvânın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez, görünerek de sevilmez!.. Geçmişini
bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman!
Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam
basasın.
Nereden geldiğini unutma. Unutma
ki, nereye gideceğini unutmayasın.
Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki,
Devlet yaşasın!..
ŞEYH EDEBALİ’DEN
ALTIN SÖZLER
- Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.
- Saygısızla dost olma: Usûl bilmez,
âdab bimez, sınır bilmez; üzülürsün.
- Aç gözlüyle dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün.
- Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez,
yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.
- Kibirliyle dost olma: Hal bilmez,
ahvâl bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.
- Ukalâ ile dost olma: Çok konuşur,
boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.
- Nâmertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.
- İlim bil, irfan bil, söz bil.
- İkram bil, kural bil, doyum bil.
- Usûl bil, âdâb bil, sınır bil.
- Yol bil, yordam bil.
- Hal bil, ahvâl bil, gönül bil.
- Çok konuşma, boş konuşma, kem
konuşma.
- Mert ol, yürekli ol.
- Kimsenin umudunu kırma.
- Sen seni bil, ömrünce bu yeter sana!..
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
OSYAL GÜVENLİK UZMANI
ERHAN NACAR HAZİRAN
AYININ SONUNA KADAR
YURTDIŞI BORÇLANMASI YAPARAK EMEKLİ OLACAKLARIN 30
HAZİRAN 2012 GÜNÜNE KADAR
BORÇLANMA YAPMALARI VE
BUNUN İÇİN TÜRKİYE`YE GİTMELERINE GEREK OLMADIĞINI
AÇIKLADI…
YURTDIŞI BORÇLANMASINA
ZAM GELİYOR!
TÜRKİYE`DEN EMEKLİ OLMAK İSTEYEN EV HANIMLARININ BİR AN ÖNCE SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARINDAN ADLARINA DOSYA AÇMALARINI
VE TARAFINA GELEN YURTDIŞI
BORÇLANMA BEDELİNİN EN AZ
ASGARİ ÖDEMESİNİ YAPARAK
AÇMIŞ OLDUĞU DOSYANIN KABULÜNÜ SAĞLADIĞI GİBİ ERKEN EMEKLİ OLABİLMEK İÇİN
DE BÜYÜK BİR AVANTAJ ELDE
ETMİŞ OLUR!
SORU: Merhaba Erhan bey, benim adım Nimet D. Almanya`da
1982 yılından beri çalışıyorum. 1999
yılında Bakanlar Kurulu kararı ile
eşimle beraber Alman vatandaşlığına geçtik. 2005 yılında mavi kart
kimliği aldık. 48 yaşındayım, mavi
kart ile borçlanma yapabilir miyim?
Buradaki konsolosluk yapamayacağımı söylüyor. Kayseri`deki SGK da
S
➤ 06 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Erhan NACAR
www.ilkedanismanlik.com
TÜRKİYE’DEN EMEKLİ OLMAK İÇİN ACELE EDİN!
EV HANIMLARINA MÜJDE!
TÜRKİYE’DE İLERİ TARİHLERDE YURTDIŞI
BORÇLANMA YAPARAK EMEKLİ OLMA
İMKANI KALKABİLİR!
aynı şekilde borçlanma yapamayacağımı söylüyor. Fakat bazı televizyon
kanallarından ve sizin yazılarınızdan mavi kartlıların emekli olabileceğini öğrendik. Bizi bu konuda aydınlatırsanız memnun oluruz, başarılarınızın devamını diliyoruz.
CEVAP: Sayın okurum Nimet ha-
nım. Yurtdışı emeklilik işlemleri
hakkında uzun yıllardır Ankara`da
İlke Danışmanlık ofisimizi eşim
Kübra Nacar ile işletmekteyiz. Mavi
kartlıların Türkiye`den borçlanma
yapmaları için iş mahkemelerine
açılan davalar bünyemizdeki avukatlar aracılığı ile kazanılmış olup, mavi
dosya
kartlıların emekli olabileceğine dair
Yargıtay kararları mevcuttur. Sosyal
güvenlik kurumuna yapılan mavi
kartlıların emeklilik müracaatları
red cevabı ile sonuçlanmaktadır. Yukarıda açıkladığım gibi açılan davalar emsal kararlarla birlikte kazanılmaktadır. Ve başvuru yaptığınız tarihteki günlük borçlanma miktarı
tarafınıza mahkemece bildirilmektedir. Siz oldukça zaman kaybetmişsiniz bir an önce müracaat yapmanız
gerekmektedir. İlke Danışmanlık firmamızdaki sosyal güvenlik uzmanları ve avukatları sizlere yardımcı
olacaktır.
Ankara iletişim:
0090 312 435 000 7
Almanya gsm: 0151-470 254 07
www.ilkedanismanlik.com
TÜRKİYE`DE İLERİ TARİHLERDE YURTDIŞI BORÇLANMA
YAPARAK EMEKLİ OLMA İMKANI KALKABİLİR!
Dünyada sadece yurtdışı borçlanması yaparak emekli eden tek ülke
güzel ülkemiz Türkiye. Dolayısıyla
benim, şahsi görüşüm çok kısa zamanda yurtdışı borçlanma yaparak
emeklilik imkanına son verilecek.
Siz sadece kendinizi değil 18 yaşını
doldurmuş her gencin yurtdışı borçlanma kalkmadan Türkiye`den dosya açmalarının onların yararına olacağını düşünüyorum.
Hanau İslam Cemiyetinde Geleneksel Kermes
anau İslam Cemiyeti’nin geleneksel haline gelen ve bu yıl 3.
defa Brüder-Grimm Okulu’nun
alanında gerçekleştirilen kermese yoğun ilgi vardı.
Dört gün olarak organize edilen kermes IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal
Kaçmaz ve Hanau İslam Cemiyeti Başkanı Yılmaz Yavuz’un kurdaleyı kesmeleri ile halka açıldı.
Açılış Kur`an-ı Keriminin Muhammed Taşçı tarafından okunduğu proğram, saat 14:00 itibariyle başlamış oldu.
4 gün boyunca Türk mutfağından
H
çok çeşitler sunuldu. Türklerin yanı sıra
Almanların ve yabancıların da yoğun ilgi gösterdiği kermeste, çocuklara da çeşitli oyun imkanları sunuldu. Proğrama
ilahileriyle zenginlik katan‚ Hak Kardeşler de katılımcılara güzel vakit geçirmelerini sağladılar.
Proğramın en yoğun bölümünü çekilişler oluşturdu. 3 Umre’nin yanı sıra,
1 Türkiye bileti, LCD televizyonu, Receiver gibi hediyeler dağıtıldı.
Konuşmacılar arasında IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal KAÇMAZ, Türkiyemiz’den sanatçı Yaşar ALPTEKİN,
Hilal TV Hanımefendi Proğram sunucusu Saliha ERDİM, Hanau Büyükşehir
Belediye Başkanı Claus KAMİNSKY ve
Hanau İslam Cemiyeti Başkanı Yılmaz
YAVUZ da bulundu.
Hanau İslam Cemiyeti öğrencileri
tarafından hazırlanan hat yazıları açık
artırma ile vatandaşlara satıldı. Büyük
beğeni kazanan ve kız öğrenciler tarafından sunulan İstiklal Marşı’nın ardından şiirler de sunuldu. Çeşitli yarışmalarla zenginleştirilen proğramda yine
çok çeşitli standlar açıldı. Kitap standının yanı sıra, Cemiyet tanıtım standı,
Gençlik Teşkilatı standı ve satış standla-
rı oluşturuldu.
Kermes kapanış ve teşekkür konuşması ile sona erdi. Hanau İslam Cemiyeti Başkan Yardımcısı Hakkı Taşçı tarafından gerçekleştirilen kapanış ve teşekkür konuşmasında: “Bu hayırlı çalışmamızda hizmet veren, yardımcı olan
bütün kardeşlerimize ve maddi-manevi
destek olan siz değerli katılımcılarımıza
teşekkür ederiz. İnşallah Ramazan’da
Hanau Belediyesi önünde yapacağımız
Ramazan Çadırı Proğramımıza sizleri
şimdiden davet eder, bu kermesimize
göstermiş olduğunuz yoğun ilgi ve alakayı yine göstermenizi bekleriz” dedi.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 07 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Arif Ünal BİRLİK 90/YEŞİLLER KRV Eyalet Milletvekili
Göçmenler CDU ve SOL Partiye Güçlü Bir Mesaj Verdi
on yapılan KRV Eyalet seçimlerinde ikinci defa milletvekilliği
mazbatasını alan Dr. Arif Ünal
beyi bir proğram açılışında başarısı ve
seçilmesi dolayısıyla kutladık. Arif bey
de gazetemize seçim sonuçlarını değerlendirdi.
“Öncelikle basınımızın ve göçmenlerimizin desteğine teşekkür ederek
başlamak istiyorum. KRV Eyalet seçimlerinin sonuçları hem bu eyalet
hem de federal politika açısından çok
önemli degişime yolaçacak diye düşünüyorum. Çünkü bu eyalette yeşil SPD
hükümetinin kurulmasıyla birlikte
eyaletler konseyi dediğimiz yerde çoğunluk sağlanmış oluyor. Bir de bu
eyaleti kazanan genellikle federal seçimleri de kazanıyor. Bu anlamda çok
önemli bir başarıydı. Her şeyden evvel
bu başarıda Yeşillerin aldığı oyların
korsanlara rağmen millet vekilliğini
23`den 29 artırmasında göçmen kökenli vatandaşların çok önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Onun için bizleri destekleyen tüm seçmenlere çok
çok teşekkür ediyorum. Çünkü iki yıllık azınlık hükümetinin yaptıklarının
S
onaylandığı ve sürekli eleştirmeyi kendisine iş edinmiş olan, olumlu olsun
olumsuz olsun sadece eleştirmekle yetinen partilere güzel bir ders verdiğini
düşünüyorum. Gerek CDU`ya gerek
Sol partiye bu anlamda seçmenler güzel bir ders verdiler. O bakımdan göçmen kökenli hele hele Türk kökenli insanları bu bakımdan kutluyorum ve te-
şekkürlerimi iletiyorum.
Peki Arif bey seçim öncesi hep bu
seçimlerin 2013 için belirli olacağını
söylemiştiniz. Sonuçlar hem Arif Ünal
açısından hem de bağlı bulunduğunuz
siyasi partiniz açısından sizi memnun
etti mi?
Birincisi bizim aldığımız geri dönüşler çok olumluydu. Her gittiğimiz
Aytaç Avrupa Großmarkt
Marktstr. 10 . 50968 Köln
Tel.: 0221-3797985
Fax: 0221-3797986
Mobil: 0177-6529370
Depo Market Et Reyonu
Vogesenstr. 1 . 50739 Köln
Depo Market Et Reyonu
Markenstr. 7 . 40227 Düsseldorf
Depo Market Et Reyonu
Marktstr. 247 . 47798 Krefeld
Depo Market Et Reyonu
Münsterstr. 154 . 44145 Dortmund
Mobil: 0177-6529370
YENi YENi YENi YENi
Depo Market Et Reyonu
Friedrich-Ebertstr. 79 . 47119 Duisburg (LAAR)
Mobil: 0177-6529370
seçim toplantısında mükemmel bir
sevgiyle karşılandık. Herkes azınlık hükümetinin yaptığı çalışmalardan çok
memnundu. Bunun bir adım ileriye
götürülmesini hep istiyorlardı. Bu anlamda halkımız şunu dedi aslında. Tamam siz bazı şeyleri çok güzel başlattınız bunu sonuna kadar götürebilmeniz
için size 5 yıllığına bu yetkiyi veriyoruz
dediler. O bakımdan yapılan çalışmaların bir onayı olarak görüyorum.
Arif bey kişisel oylarınızı artırarak
seçimden çıktınız bekliyor muydunuz?
KRV Eyalet çapından baştan üçüncü bölge benim bölgem. Biliyorsunuz
bizim orda 14`leri geçmiyordu, şu an
24`lere ulaştık. Ve CDU 14`lere indi.
Onları bile geride bırakarak ikinci parti durumuna geldik. Korsanlara rağmen kendi seçim bölgemde oylarımı
artırarak çıkmam tabiki beni kişisel
olarak da sevindiriyor. Orda da benim
göçmen kökenli seçmenlerimin desteğini gördüğüme inanıyorum. Onun
için ne kadar teşekkür etsem azdır diyorum. HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 08 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
IGMG HESSEN GENÇLİĞİ YATILI EĞİTİMDE BULUŞTU
GMG Hessen Bölge Gençliği tarafından, Hohe Fahrt am Edersee
/Vöhl de düzenlenen yatılı eğitim
seminerine yaklaşık yüz genç katıldı.
Başta futbol olmak üzere, masa tenisi,
langırt ve satranç dışında birçok sportif ve sosyal aktivitelerin düzenlenmesi
ile başlayan program, güzel manzarada, mangal keyfi ile devam etti.
Daha sonra kılınan akşam namazının ardından, seminer salonuna geçildi. Açılış Kur’an-ı Kerimi ile başlayan
I
seminer bölümü, IGMG Hessen Bölgesi Gençlik Teşkilatı Başkanı Ahmet
Sertkaya’nın açılış konuşması ile devam etti.
Gündemin ilk dersi için söz alan
K.Shadeh almanca olarak ‘Avrupa`daki
müslüman genç’ konulu bir ders verdi.
Programa iştirak eden IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz gençlere “İman ve İslam” konulu bir ders
verdi.
Daha sonra kılınan yatsı namazının
ardından, kamp ateşi etrafında toplanan gençler söyledikleri şiir, ilahi ve
sohbetlerle geceye renk kattı.
Programın ikinci günü cemaatle kılınan sabah namazı ile başladı. Daha
sonra istirahat ve kahvaltı bölümüne
geçildi.
Kahvaltıdan sonra günün hatibi
IGMG Fetva Kurulu üyesi ve Avusturya Müftüsü Mustafa Mullaoğlu hoca-
efendi bir ders verdi. Mullaoğlu dersinde, İnsanın yaradılış ve dünyaya inmesi esnasında Allah-u Teala`ya verdiği
sözler ile alakalı bir bir sunum yaptı.
Son olarak da insanın imtihanı kazanması için, İslamca inanması, İslamca
yaşaması ve İslamca düşünmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Daha sonra yapılan değerlendirmenin ardından, kapanış Kur’an-ı Kerimi
ve öğlen yemeği ile birlikte program
sona erdi.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 09 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Küçük Enes Vize Duvarını Geçemedi
vrupa ülkelerinin Türk vatandaşlarına uygulamış olduğu vize skandallarının sonu gelmiyor. Almanya`da Ulusoy ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Kadriye Ulusoy Kayabaşı eğitimini ve mesleğini bitirdikten sonra Türkiye`de yaşayan polis memuru Muhammet Kayabaşı ile evlendi. Kadriye Ulusoy yaşamını hem Türkiye`de hem de Almanyadaki ikamet adresi kendi evlerinde
devam ettirmeye başladı. 2 yıl önce hamile kalınca çocuğunu Almanya`da
dünyaya getirmek için buraya geldi.
Her şey olumlu devam ederken doğumuna 20 gün kala çocuğunu “ölü olarak kayıp ettim” diyor Kadriye Ulusoy
Kayabaşı. Ve Türkiye`ye tekrar döndüm. Ancak bazı aralıklarla buraya geliyor ve gidiyordum. Bu arada ikinci
çocuğumu Türkiye`de dünyaya getirdikten sonra çocuğumu kısa süreli olarak Türkiye`de bırakıp buraya geldim
ve sonra tekrar döndüm. Ben hem Türkiye`de hem de Almanya`da yaşadığım için sürekli gelip gidiyordum. Ancak çocuğum çok küçük olduğu için
A
Müsiad Stuttgart
Heilbronn’lu
İşadamları ile
Toplantıda Buluştu
tuttgart Bölgesinde başarılı
bir şekilde faliyetlerine devam
eden Müsiad Stuttgart, Heilbronn’da çalışmalarına devam eden
esnaf ve işadamlarımızla ticari ve
sosyal alanlarda yapılması gereken
konular ve çalışmaları konu alan
bir toplantıda bir araya geldiler.
Müsiad Stuttgart Başkanı M.
Ali Bulut ve bazı yönetim kurulu
üyeleri aynı zamanda Heilbronn’da
faaliyet gösteren işadamlarımızın
hazır bulunduğu toplantıda, Heilbronn`lu işadamlarımız Müsiad
Stuttgart’ın çalışmaları hakkında
bilgiler aldılar.
Müsiad Stuttgart’ın yaptığı ve
yapacağı çalışmaların değerlendirildiği toplantı Heilbronn’lu iş
adamlarımız ve esnaflamız tarafından ilgiyle takip edildi. Karşılıklı
fikir ve tavsiyelerin paylaşıldığı
toplantı yaklaşık üç saat sürdü.
S
IGMG Hessen
Gençlik Teşkilatında
Nöbet Değişimi
her zaman yalnız bırakamıyordum ve sonunda onunla birlikte Almanya`ya gelmeyi istedim. Pasaport
işlemlerim sırasında oradaki resmi yetkililer çocuğa vize almam gerektiğini
söylediler ve ben de Ankaradaki Alman Konsolosluğuna 1,5 yaşındaki oğlum Enes Kayabaşı için müracat ettim.
6 hafta sonra pasaportla birlikte ret cevabı gelince şoke oldum. 1,5 yaşındaki
kendi çocuğuma neden vize vermediklerini anlamak mümkün değil. Onların
yazılı olarak bana bildirdikleri gerekçe
benim oturma iznim olmadığı. Halbu-
ki benim oturma iznim 06.2013 yılına
kadar var şayet olmasa ben nasıl Almanya`ya gelip gidebilirim. Bu kadar
ucuz ve uydurma bahane olur mu? 1,5
yaşındaki çocuk annesiz yasar mi?
Bunlarda nasıl bir anlayış var bilmiyorum. Sonra ben turist değilim ve yıllardir bu ülkede yaşıyorum,. Hani insan
hakları vardı, hani insanların seyahat
özgürlüğü kısıtlanamazdı. Ben burada
Türk resmi makamlardan yardım bekliyorum. Stuttgart Başkonsolosluğumuzun buna bir çare bulacağına inanıyorum” dedi.
eçtiğimiz günlerde IGMG
Freiburg Bölge Başkanlığına
getirilen Ahmet Ölmez’den
boşalan IGMG Hessen Bölge Gençlik Teşkilatı Başkanlığına, yine bu
bölgede Bölge Gençlik Teşkilatı Eğitim Başkanı olan Ahmet Sertkaya
yapılan istişareler sonucu bu göreve
getirildi.
IGMG Hessen Bölgesi Darmstadt
şubesinin Merkez camii konferans
salonunda düzenlenen devir teslim
töreninde, IGMG Genclik Teşkilatı
Başkanı Mesut Gülbahar, IGMG
Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz,
IGMG Freiburg Bölge Başkanı Ahmet Ölmez, IGMG Hessen Bölge
Gençlik BYK`sı ve Hessen Bölgesi
Şube Gençlik Teşkilatı başkanları katılımcılar arasındaydı.
Açılış Kur’an-ı Kerimi ile başlanan programda, IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz bir selamlama konuşması yaptı.
Daha sonra söz alan IGMG
Gençlik Teşkilatı Başkanı Mesut
Gülbahar; gelişen güncel olaylar ile
alakalı bir konuşma yaptıktan sonra,
yapılan istişareler sonucunda IGMG
Hessen Bölge Gençlik Teşkilatı Başkanlığına Ahmet Sertkaya`nın getirildiğini açıkladı.
Bir önceki başkan Ahmet Ölmez`e yaptığı başarılı çalışmalardan
dolayı teşekkür etti ve yeni başkana
da başarılar diledi.
Daha sonra sırasıyla Ahmet Ölmez söz aldı ve yeni Bölge Gençlik
Teşkilatı Başkanına başarılar diledi.
Kendisine güvendiğini, desteklerinin
devam edeceğini söyledi.
IGMG Hessen Bölge Gençlik Teşkilatı Başkanı Ahmet Sertkaya da,
kendisine güvenenlere teşekkür etti
ve herkesten dua ve
destek beklediğini
söyledi.
Karşılıklı hediyeleşmelerin ardından, verilen ikram
ile program sona erdi.
G
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 10 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Hutbeyi Güzel Okumak İçin Yarıştılar
in Hizmetleri Müşavirliği ve
DİTİB işbirliği ile organize
edilen Almanya 12. Güzel Hutbe Okuma Yarışması Finali Gelsenkirchen-Erle DİTİB Merkez Ulu Camii’nde yapıldı.
Yarışmaya, DİTİB Genel Başkanı
Prof. Dr. Ali Dere, Düsseldorf Din Hizmetleri Ataşesi Dr. İlhami Ayrancı,
Münster Din Hizmetleri Ataşesi Suat
Altunkuş, DİTİB Münster Eyalet Birliği Başkanı Erol Kesici, din görevlileri,
dernek yöneticileri, öğrenci velileri ile
çok sayıda davetli katıldı.
Yarışma, Kur’an-ı Kerim tilavetinin
ardından Din Hizmetleri Ataşesi Dr.
Suat Altunkuş’un yaptığı açılış konuşması ile başladı.
Güzel Hutbe okuma alanında bu yıl
bölgelerinde birinci olan 13 gencimiz,
konusu kardeşlik olan hutbe metnini
içtenlikle seslendirdi.
Yarışma jürisinin yaptığı değerlendirme sonucunda Almanya finalinde
birinciliği Münster Bölgesi’nden Sinan
Kamalı alırken, ikinciliği Düsseldorf
Bölgesi’nden Furkan Aktay, üçüncülüğü ise Münih Bölgesi’nden Hasan Hüseyin Fırın elde etti.
Her biri aynı gayret ve heyecan
D
içinde sunum yapan diğer yarışmacılar
arasında her hangi bir başarı sıralaması ilan edilmedi.
Yarışmanın ardından bir konuşma
yapan DİTİB Genel Başkanı Prof. Dr.
Ali Dere;
Nisan ayı içerisinde idrak ettiğimiz
ve kutladığımız Peygamber Efendimizin bize rahmet mesajıyla gelişini, bir
kutlu doğum yıl dönümünü, ele aldığımız “kardeşlik hukuku” konusu etrafında birçok bölgemizdeki etkinliklerde ele aldık. Fakat “kardeşlik hukuku” gençlerimizin dilinden ve gönlünden dökülen böylesine veciz ve etkili
bir hutbeler kadar içten, manidar ve etkili dile gelmedi. Onların yetişmesinde
emeği geçen ebeveyn ve hocalarını ayrıca kutluyorum.
Burada hutbe okuyan gençlerimizi
dinlerken, onların arapça ayet ve dualarda, Türkçe metinde ve Almanca kısımlarda, üç farklı dilin telaffuzlarını
hatasız kullandıklarını gördük, genç
arkadaşlarımızın anadili kullanımındaki başararıları ve Almancayı aksansız konuşmaları bize gerçekten geleceğin nerede olduğunu, iki dilliğin ne kadar kaçınılmaz olduğunu bir kez daha
gösterdi. Bizler elbette içinde yaşadığımız topluma katılacağız, toplumla paylaşacağız ama, bu katılım ve paylaşımlarımız sadece madde ile alakalı ve
maddi düzeyde değil, bilakis maneviyat, ilkeler ve değerler düzleminde de
olacaktır. Kısacası bizler, içinde yaşadığımız Alman toplumuna vermemiz gereken sadece bir iş ve emek gücü değil,
aynı zamanda sunabileceğimiz bir değerler, ahlaki düşünüş ve insani yaklaşım derinliğimizin olduğunun farkında olmalıyız.
Bizleri, hutbelerinde genç ağızlardan dinlediğimiz kardeşlik çağrısını,
dinimizin bütün insanlığı kuşatan insan olma sorumluluğunu, bugün, yarın
ve gelecekte bütün bir dünyada savunan, sahip çıkan ve kardeşler olarak
birlikte kalan örnek bir topluluk kılmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor,
gençlerimizi muhabbetle selamlıyor ve
bir kez daha gönülden tebrik ediyorum.” dedi.
Almanya 12. Güzel Hutbe Okuma
Yarışması Finali, dereceye giren yarışmacılara, belge ve ödüllerin takdim
edilmesiyle sona erdi.
HAYAT
“İsyan ediyorum, o halde varım”
(Albert Camus)
Kalem ehli bir dost ile sohbetimizde; neredeyse bütün yazılarını
okuyorum, hepsinde bir Batı eleştirisi var, dedi. Batı hayat tarzı ve düşünce sistematiğinin ablukaya aldığı dünyamda, Batı’ya göre epeyce
farklı medeniyet değerlerine sahip
birisi olarak, bana biçilen bu dar
kalıplara girmemek ve bu ablukayı
mutlaka kırmak için çırpınıyorum.
Bu mücadele, bazılarınınki gibi
refleksif değildir! Topyekün reddiye de değil, kabul de değil... Bir görüşü eleştirerek kabullenmek de
mümkün, reddetmek de... Kaldı ki,
inanan bir insan olarak, ülkemizde
giderek kendinden söz ettiren “yeni muhafazakârlık” anlayışının “iflah olmaz” eleştiricilerinden olduğuma inanıyorum. Ancak eleştirici
bir gözle bakılırsa, fikirlerin doğrusuna ulaşılır. Bir taraftan kendi
yanlışlarımızı düzeltir, boşluklarımızı doldururken, diğer taraftan
da Batı’lı düşünceyle kozları paylaşmak; zorla giydirilen bu “deli
gömleği”ni parçalamak boynumuzun borcudur.
Batan Batı’yı görebilmek...
Bu fikrî mücadele verilirken,
içeride doğru anlaşılmaz veya kendimizi anlatamazsak, dışarıya karşı
verilen entellektüel savaşı kaybederiz. Yine gençliğimizi aynı siyasî
hareket içinde geçirdiğimiz bir arkadaşımla dünyanın gidişatı üzerine karşılıklı düşüncelerimizi paylaşırken; hem kapitalist dünya düzeninden şikâyetçi, hem de bundan
başka çıkış yolu veya seçeneğimizin olmadığını bana izah etmeğe
çalışıyordu. Dünyaya bu noktadan
bakanların kafalarında, biraz törpülenmiş, bize göre terbiyelenmiş,
bir tür “Müslüman-Türk Kapitalizmi” yer edinmiştir. Böylesi birine,
mevcutun dışında bir dünya (-düzeni) tasavvur edemeyenlere, hele
Komünizm’in çöküşünden sonra,
Kapitalizm’siz bir dünyayı anlatmanın ne kadar zor olduğunu fark
ettim. Hem anlatmadaki bu acziyetimi bertaraf etmek, hem de parmak bastığımız konuların, aslında
şuuraltı bir Batı karşıtlığı değil,
bizzat Batılı düşünürlerin uzun zamandan beri seslendirdikleri iflah
olmaz sorunlar olduğunu ve bizim
de bundan dersler çıkarmamız gerektiğini izah edebilmek için aşağıda onlardan da alıntılar yaptık. Ülkemizin ileri gelen aydınlarının
birçoğu dahi, kendimizle ilgili düşünce ortaya koyarken, Batı refe-
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 11 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Mahmut AŞKAR
[email protected]
Ebuzer Üzerinden
Kimlik Arayışı
Toplumu ayakta tutan kurumların yıkılması veya
itibar kaybetmesiyle, kavramların içinin boşaltılması, asli manasını yitirmesi, yani yazarın tabiriyle,
evsiz-barksız kalması, diğer taraftan inanç temeli
üzerine ayakta duran toplumun altındaki dinî zeminin kaydırılması, bizim için ibretlik sonuçlardır.
Bütün bunları kaybede kaybede bugünlere gelen
Batı’nın, niçin müslümanlar üzerinden kimlik arayışına girdiklerini daha iyi anlamak mümkün.
ranslı ve endeksli olmaktan kendilerini kurtaramıyorlar.
Nitekim Taha Akyol bile bugünlerde kendinden söz ettiren, “Antikapitalist Müslümanlar” la ilgili yazısında, “Ekonomik kalkınmanın
benzer aşamasında Batı’da da ‘Hıristiyan sosyalizmi’ denilen akımlar ortaya çıkmıştı” kıyaslamasın-
dan sonra, “Zaten Marksist sosyalistler de, ‘antikapitalist Müslümanlar’ da önemsenmesi gereken
eleştiriler yapıyorlar ama piyasa
ekonomisine alternatif bir sistem
ortaya koyamıyorlar” diyerek makalesini noktalamış. (Taha Akyol,
Solcu Müslüman?, Hürriyet;
8.5.12). En azından Batı düşünce
dosya
dünyasının ileri gelenleri, global
kapitalizmin bu tehlikeli gidişatını
frenlemek veya ona alternatif yeni
bir sistem geliştirebilme mücadelesi içindeyken, bizim aydınlarımız
da bu saatten sonra gözlerini onlara dikeceklerine, hâlâ çareyi Batılı
düşünürden bekleyeceklerine, kendileri kafa komforunu biraz zorlasalar, hem kendimize hem de bütün insanlığa bizim medeniyet hazinemizden sunabilecekleri hayırlı
hizmetleri olur. Batı aydınının çaresizliğini, “Dinin kurtarıcılığı, politikanın ütopyası, hümanizmin
idealistliği, bunların hepsi tarih oldu” diye anlatıyor Norbert Boltz,
müthiş bir tesbitte, hatta itirafta
daha bulunuyor: “Kurumların
çökmesiyle birlikte değerler evsizbarksız kaldı (Die Sinngesellschaft)”. Meselâ aile müessesesinin
yıkımıyla, ailevî değerler de sokağa
atılmış oldu. Yine kiliselerin itibar
kaybetmesiyle, dini değerler ve
kavramların içi boşaltıldı, insanlar
kiliseden uzaklaşmaya başladılar.
Batı toplumlarındaki değerler
erozyonunun sebebini Marion
Graefin Dönhoff; “Bizim toplumumuzun temeli olan dini çekip aldılar (Die Sinngesellschaft)” diye en
özlü şekilde izah etmiş. Almanya’nın olduğu kadar Batı dünyasının da yaşayan büyük düşünürlerinden Jürgen Habermas; “Sınır tanımayan kapitalizmi siyasî anlamda frenlemeden dünya toplumunda yaşanan korkunç katmanlaşmaya çare bulmak olanaksızdır (Bölünmüş Batı, s.21)” diyor. Kapitalizmi siyasî anlamda frenlemek
için, siyasete yön veren, siyasî söylemi anlamlı ve uygulanabilir kılan
bir alternatif görüş ortaya koyabilmek lazım. Batı’dan böylesi bir görüş beklemek ise, bugünlerde ve
yarınlarda beyhudelik olur artık...
Çöküşte kimlik keşfi...
Toplumu ayakta tutan kurumların yıkılması veya itibar kaybetmesiyle, kavramların içinin boşaltılması, aslı manasını yitirmesi, yani
yazarın tabiriyle, evsiz-barksız kalması, diğer taraftan inanç temeli
üzerine ayakta duran toplumun altındaki dinî zeminin kaydırılması,
bizim için ibretlik sonuçlardır. Bütün bunları kaybede kaybede bugünlere gelen Batı’nın, niçin müslümanlar üzerinden kimlik arayışına girdiklerini daha iyi anlamak
mümkün.
Batı, tıkanmışlığına yeniden
kimlik keşfiyle çıkış yolu ararken,
Müslüman -Doğu’nun, yetişmiş in-
HAYAT
san potensiyeli ve tarihi birikimiyle, din eksenli medeniyet kimliğini
yeniden tanımlayabilecek ülke
olan Türkiye’de de entellektüel seviyede arayışlar, dinî referanslar
üzerinde yürütülmektedir.
Osmanlı’nın çöküşünü, “Osmanlılık”ın durduramayacağını
anlayınca, Osmanlı kimliğini bir
kenara bırakıp, Türklük kimliğine
sarıldık. Cumhuriyet Türkiyesi’nin,
milli-manevi değerlerimiz ve gerçeklerimizden kopuk, biraz Sosyalizm, biraz da Faşizm karışımı,
“Tek Tip Türk Yaratma” projesine
tepkinin neticesinde, MüslümanTürk kimliği keşfedildi. Bir müddet sonra da, bu kimlikten, “Milliyetçi” ve “İslamcı” hareketler doğdu. Sovyetler Birliği ve peyklerindeki komünist sistemin çökmesinden sonra siyasi milliyetçilik eski
cazibesini kaybetti. Buna karşılık,
Batı’nın İslam’ı düşman ilan etmesinden sonra, din eksenli ideolojiler palazlanmaya başladı. Bu sefer
kendi kimliğimizi, İslam’la yoğrulmuş medeniyet değerleri, tarih anlayışı ve hayata bakış çerçevesinde
aradık ve tarif ettik. Bu yolu seçenler, birçok badirelerden sonra, bugünkü iktidar partisini kuranlar ve
oylarıyla iktidara taşıyanlardır.
İnanç eksenli veya ideolojik bir ru-
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 12 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
ha sahip siyasi hareketler iktidar
olsalar bile, kendi misyonları ve
formasyonlarından uzaklaşmaya
başlayınca, hayal kırıklığı yaşayan
fikirdaş ve yoldaşlarının belli bir
kısmını zamanla kaybederler. Baskının, yasakların ve düşmanlık derecesinde rakiplerin olmadığı bir
sosyo-politik ortamda etnik kimlik
kadar ideolojik kimlik de yerini
muğlak, konjöktürel bir siyasi kimliğe bırakır. Özellikle iktidar nimetlerinden istifade eden kesimin
üzerine çöken rehavet, aslında çöküşün başlangıcıdır. İşte tam da bu
esnada, yani Jock Young’un da dediği gibi; topluluğun çöküşü esnasında kimlik keşfedilir. (Zygmunt
Bauman, Gemeinschaften)
Sürgündekiler ve Ebuzer...
“Topluluğun
çöküşü”nden,
maddi olarak değil, değerler bazında erozyon ve inanç bazında manipülasyon anlaşıldığında; Türkiye’de
zaman içinde sosyo-politik bir zemin ve çerçeve kazanacağına inandığım, din anlayışı ve akımının da
doğuşu kolayca anlaşılabilir.
Nobel Barış Ödüllü Dr. Şirin
Nebadi’yi dinliyorum: İran’da bir
müslüman, İslâm’ın, “dinde zorlama yoktur” hükmüne rağmen, Hıristiyanlığı seçtiğinden dolayı idama mahkûm edildi. Aynı zamanda
Amerikalı hıristiyan bir din adamı
da, müslümanları protesto için kilisede Kur`an-ı Kerim yaktı. Bu sefer de müslümanlar rencide edildi.
Ebadi, her ikisinin de yanlış ve tehlike olduğunun altını çiziyor.
Haftalık bir Alman gazetesiyle
yaptığı söyleşide Ceyazirli Yazar
Boualem Sansal (2011 Alman Kitapçılar Barış Ödülü sahibi) Mısır’la ilgili şunları söylüyor: “Gazeteciler ve entellektüeller tutuklanıyor. Eşcinseller, Kıptiler, Yahudiler
takip ediliyor, başörtüsü bağlamayan kadınlar dövülüyor veya saçları tutup çekiliyor. Kızların okula
gitmeleri yasaklanıyor ve yakın zamanda bir kadınla erkeğin el ele
vermeleri de yasaklanacak”. Aynı
yazar; Tunus’ta da tesettürlü olmayan kadınlara tükürülmekte, İslâmcılar üniversitelerde kadın ve
erkekleri ayırmak istiyorlar ve Tunis Üniversitesi kadın rektörünü
üniversiteden attırdılar, dedikten
sonra, “Dindar bir devlette demokrasi olmaz” iddiasında bulunuyor.
(Arabellion am Abgrund, Die Zeit,3.4.12)
Batı’nın ödüllendirdiği her
Müslüman-Doğu’lu bizim gözümüzde “hain” olabilir mi? Şirin
Ebadi’yi dinlerken bir taraftan da
bu soruya cevap aradım. Cezayirli
Köln’deki 19 Mayıs Etkinlikleri İlgi Gördü
9 Mayıs Atatürkü Anma ve
Gençlik ve Spor Bayramı
münasebetiyle T.C. Köln
Konsolosluğu öncülüğünde sivil
vakıf ve dernekler katkılarıyla bir
salon proğramı düzenlendi.
Alman ve Türk İstiklal marşlarıyla açılan proğram Köln Başkonsolosu
Mustafa
Kemal
Basa`nın açılış konuşmasıyla start
aldı.
Gurbetci vatandaşlarımızın yoğun ilgi gösterdiği proğramda sanattan siyasete iş çevrelerinden basın mensublarına kadar kalabalık bir
topluluk milli bayramda bir araya geldiler.
AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk,
Yeşiller Partisi KRV Eyaleti 2 Dönem Milletvekili (Grüne) Arif Ünal, Solingenden yakınlarının çoğunu yangında kaybeden Mevlüde
Genç, Köln Konsolosluğu Çalışma Ateşesi
Tahsin Özdemir ve Din Ateşesi Yekeriya Bül-
1
bül, Köln Anadolu Üniversitesi
Rektörü Atilla Doğan, IGMG Köln
Bölgesi adına Zihni Edis, UETD
Bayram Keskin, Alevi Dernekleri
adına Yüksel Söylemez, Hacı Bektaş Vakfı Başkanı (mimar) Hasan
Cengiz, Almanya Manisalılar Derneği Başkanı Gazeteci Yazar Ali
Gültekin, başta olmak üzere oldukca kalabalık resmi ve sivil erkan toplantıda hazır bulundular.
M. Kemal Basa yaptığı açılış konuşmasında dernek ve kurumların yaptığı desteğe teşekkür etti. 10. yıl nutkunun klasik bir marş
olmadığının altını çizerek verilen bağımsızlık
mücadelesini kürsüden aktardı.
Proğram sırasıyla Yurdun Sesi Kültür Topluluğunun Atatürk`ün sevdiği türkü ve şarkılarını solo ve koroyla seslendirdi. Sahneye sırasıyla halk oyunları, Kafkas ekipleri, Karadeniz oyunları ve diğer gösterileriyle devam etti.
dosya
yazar Boualem Sansal’ı okurken de
aynı soruya kendimce cevap bulmaya çalıştım: İddialarının yarısı
doğru olsa bile, yine de korkunç...
Din adına yapılan her türlü baskı
ve zulümler, maruz kalan insanlar
kadar dinin kendisine de aynı derecede hakaret ve ihanettir!
Ülkeme dönüyorum: Büyükleriyle birlikte bir televizyon proğramına katılan genç adam; “Şam Valisi Muaviye’nin tesirinde kalarak,
3. Halife’nin Rebeze Çölü’ne sürgüne gönderdiği Ebuzer geri dönüyor artık” deyince, belki de son 2025 seneden beri ilk defa bu derece
heyencanlanmış olmalıyım ki, önceden hiç görmediğim ve tanımadığım birisini oturduğum yerden
ayağa kalkarak, alkışladım, alkışladım... Genç adamın bir tarafında
Muhafazakâr-gelenekçi müslüman
tiplemesinin önde gelen isimlerinden birisi, Prof. Nevzat Yalçıntaş,
diğer tarafında ise, “Gelmiş geçmiş
en büyük muhafazakâr Ebu Cehil’dir” diyen, Yazar İhsan Eliaçık
oturuyordu.
Sürgündeki Ülküdaşım Ebuzer
geri dönüyordu: Ebuzer’in dönüşüyle nice yad ellere sürülenler de
geri döneceklerdi...
19 Mayıs Üniversiteliler Turnuvası
ürk Üniversiteliler ve Akademisyenler Derneği TürkÜniD Köln
Spor Okulunda T.C. Köln Başkonsolosuğu himayesinde Kuzey Ren
Vestfalya’da (KRV) eyaletinde üniversitelerde ve yüksek okullarda
okuyan öğrenciler arasında ‘Atatürk’ü Anma ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor
Bayramı’ turnuvası düzenledi. Yaklaşık 120 kişinin katıldığı futbol ve
basketbol karşılaşmalarına ise şu takımlar katıldılar: Köln Üniversitesi,
TürkÜniD e.V., Köln Fachhochschule 1, Köln Fachhochschule 2, Köln
Fachhochschule – Gummersbach, StudyCoach , Wuppertal Türk
Üniversiteliler Derneği TSVW, RWTH Aachen Üniversitesi ve Almanya
Genç Türkler Ocağı.
İSTİKLAL MARŞI VE 19 MAYIS
İstiklal Marşı ile açılış konuşmasını yapan Türk Üniversiteliler
Derneği Başkanı Levent Taşkıran 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramının
tarihi önemine dikkat çekerek, cumhuriyetin kuruluşunu Türk gençliği
olarak yaşatmayı kendilerine görev olarak gördüklerinin altını çizerek
takımlara başarılar diledi.
Çekişmeli ve yoğun geçen progama ayrıca muzik ve festival şeklinde
geçti. Turnuvaya daha sonra Göztepe ve Ordusporun eski teknik
direktörü Dr. Hıdır Akbaş, DİTİB Eğitim Müdürü Işık Uğurlu ve DİTİB
Gençlik ve Spor Sorumlusu Nevzat Coşkun katıldı.
Çekişmeli geçen müsabakaların galibi ve finali Study Coach takımını
2:1 ile yenerek 19 Mayıs kupasını TürkÜNiD kaldırmayı başarırken,
ikinciliği ise StudyCoach takımı elde etti. Kazanan takımlara ise DİTİB
Eğitim Müdürü Işık Uğurlu kupaları vererek gençlere teşekkür etti.
T
HAYAT
il kültürün aynasıdır ve toplumun sürekliliği ile kültürün yeniden üretimini sağlamada en temel kurumlardan biridir.
Dil yoksa bir kavramlar sistemi ve
düşünce de yoktur. Düşüncenin belirleyicisi dil, dilin belirleyicisi ise
toplumdur. İnsan gerçekliğe dili kullanmaksızın adapte olamaz. Reel
dünya büyük ölçüde bilinçsiz bir biçimde dil alışkanlıkları üzerine inşa
edilir.1 Bir çocuk için dil, çocuğu
egosundan uzaklaştırıp, onun sosyal
bir kişi olmasını sağlayan, kendisini
kontrol ve takip ettirebilen, düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını ifade etmesini adım adım geliştiren ve kendini güvende hissetmesine
yardımcı olan bir davranış türüdür.2
Dil çocuğun kendisini anlatabilmesini sağlar ve ona birey olma yolundaki ilk adımını attırır. Dünyaya geldiğinde hiçbir şey bilmeyen çocuk
anadiliyle kimlik kazanır, kültür edinir ve toplumsallaşır. Ayrıca, anadili
aracılığıyla ilk toplumsal kuralları
kavrar, çevresi ile ilişki kurar. Bu
noktada anadiline ve anadili eğitimini verecek kişilere büyük bir görev
düşer. Zira çocuğun tüm gelişimi dil
gelişimiyle doğrudan bağlantılıdır.3
Bütün bunların yanı sıra geçmiş kuşaklar gündelik hayatın yeniden üretiminde yaşam deneyimlerini yeni
kuşaklara dil aracılığıyla aktarır. Dil
bir toplumun değer yargılarını, duyarlılıklarını, önceliklerini ve farklılıklarını özünde taşır...
Anadili, insanın içinde doğup
büyüdüğü aile ve toplum çevresinde,
doğumundan 6 yaşına gelinceye kadar öğrendiği, kendini ifade edebildiği, duygu ve düşüncelerini aktarabildiği dildir: Anadili eğitimi çocuk
6 yaşına gelene kadar büyük ölçüde
tamamlanmaktadır ve bu yaştan
sonra, öğrenilen bu dilin gelişmesi
ile ilgilenilmektedir.4 Yurtdışında
çok dilli ortamlarda yetişen bir çocuğun kimliğini koruyabilmesi, sağlıklı düşünme, doğru anlama, toplum içinde karşı karşıya geldiği çeşitli durumlara uyum sağlayabilme
yeteneklerinin gelişmesi için ana dili
ayrı bir anlam ve önem taşımaktadır.5
Son yıllarda yapılan araştırmalar
da ortaya koymaktadır ki; ana dili
çocuğun kimlik ve zihin gelişiminde
önemli bir rol oynar ve ilk önce öğrenilen ana dili, ikinci dilin edinilmesine de belirleyici bir zemin, bir
alt yapı oluşturur. Bu bakımdan
ikinci dil olarak öğrenilen dilin yanında çocuğun birinci dilinin de
desteklenmesi gerekir. Bu görüş beyin üzerinde yapılan araştırmalarla
da desteklenmektedir. Araştırmalarda elde edilen bulgulara göre, birinci
D
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 13 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Ömer ÖKSÜZ
[email protected]
Dilin Önemi ve Anadili
Olarak Avrupa’da Türkçe
dilin edinilmesinde beyindeki nöronlar (sinir hücreleri) arasında bir
takım ilişki ağları kurulduğu ve bunların daha sonra artık değişmediği,
diğer tüm öğrenme süreçlerinin bu
ağlar üzerinden gerçekleştiği (yani
ikinci dil ve diğer öğrenme süreçleri)
ve bunlar üzerine kurulduğu belirtilmektedir. Durum böyle olunca, birinci dildeki gelişim süreçlerinin ihmal edilmek hatta bastırılmak suretiyle tehlikeye atılmamasının gerektiği savunulmaktadır.6
Çocuğun dilsel ve zihinsel gelişimi ve başarısı için öneminin yanı sıra, Avrupa’daki Türkiye kökenli insanların toplumsal yapısının analiz
edilmesinin en önemli araçlarından
biri de konuşulan dildir. Ve bugün
itibariyle, Türkçe Batı Avrupa’da birçok ülkede 5 milyonu aşkın insan tarafından konuşulan en büyük azınlık dilidir. Aynı şekilde, batı Avrupa
vatandaşları arasında en çok kullanılan ortak dil İngilizceden sonra
Türkçedir, ancak bununla birlikte
anadile (Türkçeye) olan hakimiyetin
birinci kuşaktan üçüncü kuşağa gelinceye kadarki süreçte kaybolmaya
başlaması (ki, ilk kuşakta Almanca
bilenlerin sayısı çok az iken, üçüncü
kuşakta Türkçe bilenler gittikçe azalmaktadır), Türkiyeli göçmenlerin
kültürel kimliğinin yaşatılması ve
yeniden üretilmesi için bir tehdit
unsuru olmaktadır. Zira dildeki dönüşüm, aslında toplumun kültürel
yapısının dönüşümüdür.7
Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın anadili olarak kullandığı Türkçe, vatandaşlarımızın
çoğunlukla kırsal kesimden göç etmiş olmaları ve Türkiye’de konuşulan Türkçenin geçirdiği gelişimi izleyememeleri gibi nedenlerden dolayı
standart bir dil olmayıp; her bir vatandaşımızın geldiği yörenin genel
karakteristik yapısını yansıtır.8 Ve
bunun yanı sıra, sosyal ve kültürel
açıdan fakir, nispeten kapalı bir çevrede, tekdüze yaşama bağlı olarak
Türkçenin iletişim dili olarak yete-
dosya
rince ve etkin olarak kullanılamaması yeni kuşakların kurallara uygun bir Türkçe öğrenebilmesini engellemektedir. Ayrıca, Avrupa’da yetişen Türkiyeli göçmen çocuklarının
büyük bir kısmının aile içinde sağlıklı dilsel etkileşim olanağı bulamaması konunun üzerinde durulması
gereken bir başka boyutudur. Çocuklar ev dışında, içinde bulundukları toplumun dilini konuşmakta,
anadillerini ise sadece ev içinde, ebeveyn (ve akrabaları) ile temel iletişim gereksinimleri çerçevesinde, son
derece asgari bir seviyede kullanmaktadırlar. Ve çocuklarla yetişkinler arasındaki iletişim, buyurgan ve
daha çok temel gereksinimleri karşılamaya yönelik bir özellik göstermektedir.
Dolayısıyla, kapalı bir çevrede,
kısır bir döngü içinde sürdürülen
tekdüze yaşama bağlı olarak, Türkçenin de iletişim dili olarak yeterli
oranda kullanılmaması nedeniyle
yeni yetişen kuşakların yeterli kalitede Türkçe öğrenmesi engellenmektedir. Ve bunun sonucunda yarı dillilik gibi bir tehlike ile karşı karşıya
kalınmaktadır. Yarı dillilik ise ancak
dilsizlik olarak tanımlanabilir. 9 Ve
yarı dillilik veya dilsizlik bireyin
ruhsal dünyasını ve sonrasında tüm
eğitim hayatını etkileyecek olumsuz
sonuçların habercisi olarak değerlendirilmektedir (nitekim, çocukların ergen oldukça ebeveynleri ve
kendi yaşıtı diğer çocuklar ile arasındaki dilsel boşluk, duygusal bir
boşluğa dönüşür ve çocuklar ebeveynlerine ve okula çok hızlı bir biçimde yabancılaşabilirler).
Doğuştan itibaren aile çevresinde
öğrendiği anadilinde değil de sadece
ikinci dilde desteklenen öğrencilerin
büyük bölümü okul derslerinin kendileri için tüm okul hayatı boyunca
çok ağır olduğunu bildirmektedirler.
Modern dönemde, eğitim sürecinde
öğrencilerde “kendine güven” ve
“kendinden emin” olma duygularının geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Uygulanan metotlar sonucunda,
göçmen öğrencilerde ise bunun yerine “aşağılık” duygusu gelişmekte, bu
da onların genel olarak öğrenmelerini güçleştirmektedir. 10
Batı Avrupa’da yaşanılan ülkenin
dili ve anadili olarak Türkçe öğrenimi ise çok karmaşık bir meseledir.
Her şeyden önce yıllar boyunca anadili öğretimi yasaları sürekli olarak
değişmiştir. İkinci olarak da anadili
öğretimi konusunda Avrupa Birliği
ülkeleri arasında bir uyuşma söz konusu değildir. Belirsizlik ve tutarsızlık anadili eğitimiyle ilgili politikaları tanımlamaktadır. Bununla birlikte, kaba hatlarıyla özetlendiğinde
HAYAT
Batı Avrupa’da Türkçe, ya yabancı dil
olarak ya da anadili olarak öğretilmektedir. 11
Daha önce de ifade edildiği gibi,
Avrupa genelinde, anadili eğitimi ile
ilgili çok farklı uygulamalar bulunmaktadır. Örneğin İsveç, 1976 yılında Ev Dili Reformu’nu gerçekleştirmiştir. Bu reform göçmen çocukların ikinci dil olarak İsveç eğitimine
katılmalarını zorunlu kılmakla birlikte, isterlerse kendi dillerinde eğitim hakkına sahip olduklarını yasal
olarak kabul etmiştir. Bu bakımdan
İsveç, kültür politikası ve iki dilli
eğitim açısından kıta Avrupa’sından
farklı bir yapı göstermektedir. İsveç
eğitim sistemi, evde konuşulan dili
eğitimde de geçerli dil olarak kabul
etmekte ve en az 5 kişilik bir grup
oluştuğunda anadili eğitimi vermeyi
belediyelere bir yükümlülük olarak
şart koşmaktadır. Ve son yıllara ait
verilere göre İsveç’te, Türkçe anadili
eğitimine katılan çocukların sayısı
toplam Türkiyeli göçmen çocukların
nüfusunun %60’ını oluşturmaktadır.
Göçmenlerin yoğunlukta olduğu
bir başka ülke olan Fransa, kültürel
alanda göçmen örgütlerin sosyal ve
kültürel etkinliklerini desteklemenin yanında mütevazi oranda anadili eğitimine de müsaade etmektedir.
Bununla birlikte, Fransa Anayasasının 2. maddesine göre Fransızca
1992 yılından bu yana tek resmi dildir. Fransa, anayasal nedenlerle, çeşitli kültürlere ve farklı anadillere sahip olan vatandaşlarını azınlık olarak tanımamaktadır, ki bu Fransa’nın azınlıklarla ilgili değişmeyen
politikasıdır. Bunlar bölge kültürleri
ve dilleri çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle anayasal engellelerin
aşılması amaçlanmaktadır. Ancak
kendi iç mevzuatında yerel kültürlerin korunması için düzenlemeye gitmiş ve bölgesel dil olarak kabul ettiği (Korsika, Bask dili gibi) bir takım
dilleri okulların müfredatına konulmasını benimsemiştir.12
İsveç’ten farklı olarak Fransa’da
anadili eğitimi göçmen grupların
kendi ülkelerinin konsoloslukları tarafından organize edilmektedir. Ve
son verilere göre, 400 binin üzerinde
Türkiyeli göçmenin yaşadığı Fransa’da, ilk ve orta öğretim düzeyinde
20 bini aşkın Türkiyeli öğrenci kendi
konsolosluklarının düzenlediği bu
eğitime katılmaktadır.
Göçmenlerin anadili konusunda
belirsizlik ve karmaşanın sürdüğü
bir diğer batı Avrupa ülkesi olan
Hollanda’da anadili eğitimiyle ilgili
70’li yıllardan bu yana zikzaklı bir
politika izlenmiştir. Hollanda, başlangıçta anadili eğitimi konusunda
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 14 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
en az İsveç kadar istekli ve olumlu
bir tavır sergilerken, sonraki yıllarda
bu eğitimi “kırparak” neticede tümden kaldırma yoluna gitmiştir: 2004
yılında Yaşayan Yabancı Diller Eğitimi olarak adlandırılan anadili eğitimi tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu eğitimin kaldırılmasına gerekçe olarak söz konusu eğitimin ve
öğretmenlerin kalitesizliği yanında
bütünleşme önünde bir engel olduğu
belirtilmiştir. Ancak hükümetin bu
eğitimi tasarruf politikaları çerçevesinde kaldırmış olması manidardır.
Bu eğitimin kaldırılmasıyla binlerce
yabancı kökenli çocuk anadillerini
öğrenmekten mahrum bırakılırken,
yüzlerce öğretmen de işsiz kalmıştır.13 Özetle, Hollanda’da son durum, konunun uzmanlarından Guus
Extra ve Ludo Verhoeven’in belirttiği gibi14: “Hollanda’daki yaygın kanı
etnik azınlıkların anadillerini öğrenmeyerek sadece Hollandaca konuşmaları yönündedir; ve göçmen çocukları anadillerini öğrenmek yerine
tüm zaman ve enerjilerini Hollandaca öğrenmeye vakfetmelidir. Bu anlayışta çok dillilik bir zenginlik/kaynak olarak değil, bir problem olarak
görülmektedir.”
Yaklaşık 700 bin Türkiye kökenli
öğrencinin bulunduğu Almanya’da
ise genel olarak dışlayıcı bir etnokültürel ulusçuluk hakim durumdadır. Bu hakim görüş, aynı zamanda
devlet politikasıdır ve göçmenlerin
dil ve dinleri başta olmak üzere kültürel değerlerini “tehdit” olarak görmektedir. Bu nedenle Almanya,
uyum ve entegrasyon için göçmenlerin ana dillerini sistemli ve düzenli
olarak konuşmalarını ve öğrenmelerini desteklememekte, zaman içinde
azalarak ortadan kalkmasını umarak, buna zemin hazırlamaktadır.15
2005’te yürürlüğe giren Göç Yasası’nı çıkarıncaya kadar göç ülkesi
olduğunu kabul etmeyen Almanya,
yaklaşık 50 yıldır birlikte yaşadığı
göçmenleri “yabancı statüsüne tabi
tutmuştur/tutmaktadır. Türkler ve
diğer yabancılar “Alman ulusunun
birliğini bozar” inancıyla dışlanmaktadır.16 Çok kültürlülüğe hala
mesafeli duran Almanya, yıllardır
aynı topraklarda birlikte yaşadığı
Türkiye kökenlilerin ana dillerini
resmi okullarda öğrenme ve geliştirmelerinin önünü dolaylı olarak kesmektedir. Almanya Türk Toplumu
Başkanı Kenan Kolat’ın ifadesiyle,
“Alman okul sistemi diğer dilleri ve
kültürleri temelden reddetmekte ve
küçümsemektedir. Asıl sorun saygı
eksiklği, yok sayma, kabul etmemedir.17
Bu genel devlet politikasının yanı
sıra göçmenlerin anadili eğitimine
olumlu/ılımlı (yerel) yaklaşımlar da
yok değildir. Örneğin; Kuzey-Ren
Vestfalya Eyaletinde “misafir işçi”
çocuklarının anadili eğitimine yönelik ilk düzenlemeler 60’lı yılllarda
yapılmıştır. O yıllarda çocukların ülkelerine döndüklerinde uyum sorunu yaşamamaları düşüncesiyle açılan anadili ve kültür dersleri, zaman
içersinde yeni amaçlara hizmet edecek biçimde yeniden yapılandırılmıştır. Bugün Kuzey-Ren Vestfalya’da aralarında Türkçenin de bulunduğu 18 ayrı dilde anadili dersi verilmektedir. Türkçe orta dereceli okulların ilk kademesinde ikinci yabancı
dil olarak seçilebilmekte, ikinci kademesinde lise bitirme sınavlarında
seçilebilecek dersler arasında yer almaktadır. Özetle, her ne kadar haftada iki saatle sınırlı tutulsa da, KuzeyRen-Vestfalya Eyaletinde genel tutumdan farklı olarak ılımlı bir dil
politikası izlenmekte, Almanya’daki
diğer eyaletlere örnek olabilecek nitelikte uygulamalara yer verilmektedir.
Türkçe’ye Almanya’da (ve Avrupa
genelinde) hak ettiği değerin verilmesi Türkçe’nin kurumsallaşmasından geçmektedir. Bunun için ise
Türkçe için uzun vadeli planlar yapan kurumlar oluşturulmalıdır.18
Almanya özelinde, Türkçe’nin kurumsallaşmasına katkı sağlayacak
bir örnek olarak Duisburg-Essen
Üniversitesi Turkistik Bölümü gösterilebilir. Bu bölümde 1995 yılından bu yana Almanya için Türkçe
öğretmenleri yetiştirilmekte, mezunlar kendi ana dillerini Almanya’da, “ana dili” dersi olarak öğretmektedir. Almanya’da en fazla konuşulan ikinci dil olan Türkçe’nin anaokulundan üniversiteye kadar, eğitim müfredatının her aşamasında
ana dili olarak yer alması, Avrupa’da
yaşayan Türkiyelilerin fiziksel varlıkları kadar dillerini de kalıcı kılacaktır. Türkçe’nin Batı Avrupa dilleri
arasında kurallı, düzgün ve canlı bir
biçimde varlığını sürdürebilmesi
için, Almanya ve Türkiye devletlerinin etkili bir program uygulaması,
sivil toplum kuruluşları, aileler ve
genç kuşakların da ana dillerine gereken hassasiyeti göstermeleri önem
taşımaktadır.
Özetle, farklı Avrupa ülkelerinde
farklı anadili eğitimi uygulamaları
vardır. İngiltere gibi ülkelerde anadili eğitimi, ilgili toplumla yerel yönetim arasında çözülmesi gereken bir
konu iken, İsveç, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelerde sorumluluk
eğitimle ilgili mercilere aittir. Almanya (bazı eyaletleri hariç), Fransa
ve Belçika gibi ülkelerde ise anadili
dosya
eğitimi sorumluluğu göçmelerin geldiği ülkeye aittir. Bununla birlikte,
bütün bu ülkelerde, yani Avrupa genelinde anadili eğitimi derslerinin
kalitesi genellikle düşük olduğu için
her geçen gün anadili derslerine talep azalmaktadır.
Takdir edileceği üzere, Türkçe’nin
öğretimi özel bir uzmanlık alanıdır.
Türkçe öğretmenleri de tıpkı Almanca, Fransızca ve İngilizce öğretmenleri gibi yabancı dil öğretmeni
olarak yetiştirilmelidirler. Her şeyden önce bu öğretmenler anadilleri
hakkında temel dilbilimsel bilgilere
sahip olmalıdır. Anadilinin Türkçe
olması veya sadece Türk dili ve edebiyatı bölümünden mezun olmak
Türkçe’yi öğretmeye yetmez. Bir diğer önemli konu da; Türkçe’yi ikinci
dil ortamında öğretecek öğretmenlerin anadili edinimi ve ikinci dil
edinimi konusunda yüksek lisans
düzeyinde programlarını takip etmesi gerekliliğidir. En önemlisi de;
bu öğretmenlerin tercihen çalıştıkları ülkenin dilinde iletişimsel yeterliliğe sahip olmaları gerekmektedir.19
1 Hüseyin Arslan, Epistemik Cemaat,
Paradigma Yayınları
2 Yavuzer 1987, s. 46
3 Hilal Polat, Okul Döneminde Anadilin Önemi (http://www.atib.org)
4 Erkan Türkoğlu, Türkçe’nin Geleceği Paneli, DİTİB.
5 Prof. Dr. Mustafa Çakır, Sosyal Bilimler Dergisi 2002-2003
6 Prof. Dr. Cemal Yıldız. Kaynak:
http://dobam.eu/downloads/cytuerkcev2.pdf
7 Yusuf Adıgüzel, Almanya Türkleri’nde Dil Din Kimlik, Şehir Yayınları
8 Prof. Dr. Mustafa Çakır, Sosyal Bilimler Dergisi 2002-2003
9 Prof. Dr. Mustafa Çakır, Almanya’daki Çok Kültürlü Ortamlarda Türkçenin Ana dili olarak Kullanımı.
10 Prof. Dr. Cemal Yıldız. Kaynak:
http://dobam.eu/downloads/cytuerkcev2.pdf
11 Kutlay Yağmur, Batı Avrupa’da
Türkçe Öğretiminin Sorunları ve Çözüm
Önerileri
12 Süleyman Terzioğlu, Uluslararası
Hukukta Azınlıklar ve Anadilde Eğitim
Hakkı. 2007
13 Yard. Doç. Dr. Kadir Canatan,
Türkoloji Araştırmaları
14 Extra & Verhoeven, 1993: 22-23.
15 Yusuf Adıgüzel, age.
16 Talip Küçükcan, Almanya’da Türkler, Kimlik Arayışları ve İslam... Orion
Kitabevi
17 Tolga Korkut, Almanya’da Ana Dili Eğitimi Erdoğan’ın bildiği gibi değil,
tebliği.
18 Türkoğlu, Türkçe’nin Geleceği Paneli
19 Kutlay Yağmur, Batı Avrupa’da
Türkçe Öğretiminin Sorunları ve Çözüm
Önerileri
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 15 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
IGMG Hessen’de 40 Hadis Ezberleme ve Hutbe Yarışması
GMG Hessen Bölgesi İrşad
Başkanlığı tarafından her sene
mutad olarak gerçekleştirilen
40 Hadis Ezberleme ve Hutbe Yarışmaları bu sene de yapıldı. Bu
sene gerçekleştirilen yarışma Giessen`de yapıldı.
IGMG Hessen Bölgesine bağlı
olarak faaliyetlerini sürdüren cemiyetlerin iki kategoride yarışmacı gönderdiği programa ilgi
oldukça güzeldi.
IGMG Giessen Buhara Camii
müştemilatında yapılan yarışma
açılış Kur`an-ı Kerimi ile başladı.
İlk olarak 40 Hadis Ezberleme
yarışmasına geçildi.
Bu dalda katılım sağlayan yarışmacılara daha önceden ezberlemeleri için verilen “Arapça-Türkçe
40 Hadis”ten yarışmanın jüri heyeti tarafından rastgele seçilenler
soruldu. Bu dalda yarışmaya 11
kişi katıldı. Rüsselsheim Kerem
I
Karyağdı, Giesen Ahmet Safa
Erol, Kassel Fatih Tutulmaz, Lollar Muhammed Çam, Wetzlar
Enes Değer, Hanau Abdussamed
Temel, Offenbach Abdullah Baykal, Alzenau Alim Kemaloğlu,
Haiger Talha Atçeken, Darmstadt
Süleyman Derin, Elsenfeld Muhammed Sargın
Yapılan değerlendirmede 1.
Rüsselsheim Kerem Karyağdı 500
puan 2. Giesen Ahmet Safa Erol
493,75 puan 3. Kassel Fatih Tutulmaz 493 puan 4. Lollar Muhammed Cam 492,5 puan oldular.
Daha sonra Hutbe dalındaki
yarışmaya geçildi. Bu yarışmaya
da 10 kişi katıldı. Talebeler minbere çıkarak hutbelerini sundular.
Kelsterbach Veysel Panco, Ahmet
Hulusi Büyükakyüz Rodgau, Osman Yıldız Giessen, Yasin Yapar
Pfungstadt, Ömer Faruk Çağlayan, Enes Yılmaz Elsenfeld, Mu-
hammed Aksoy Darmstadt, Kerem Yılmaz Haiger, Utku Kaya
Limburg, Yunus Candan Offenbach.
Yine yapılan değerlendirmede 1.
Kelsterbach Veysel Panco 485 puan. 2. Ahmet Hulusi Büyükakyüz
Rodgau 439 puan. 3. Osman Yıldız Giessen 435 puan oldular.
IGMG Hessen Bölge İrşad Başkanı Şerif Aslan bir selamlama ve
değerlendirme konuşması yaptı.
Aslan konuşmasında: “Katılım
sağlayan tüm cemiyetlerimize kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Her
iki dalda da katılım sağlayan cemiyetlerimizi ayrıca tebrik etmek
istiyorum. Bizler IGMG olarak cemiyetlerimizde yapılan eğitimlerin neticelerini bu tür yarışmalarda daha net olarak görmekteyiz.
Allah`a şükürler olsun ki Almanya gibi bir yerde Efendimiz
(s.a.v)in hadislerini hem Arapça
hem Türkçe olarak ezberleyen evlatlarımız yarışmalar yapmaktalar.
Ayrıca artık elhamdülillah camilerimizde hutbe okuyabilecek evlatlarımızın sayısı oldukça fazla ve
bunlar yarışmalara bile katılmaktalar. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Bize göre bu yarışmalara
katılan her evladımız birincidir”
dedi.
Daha sonra yarışmalarda derecelere giren talebelerin hediyeleri
takdim edildi.
Son olarak yine IGMG Hessen
Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz bir
selamlama ve değerlendirme konuşması yaptı.
IGMG Hessen Bölge İrşad Başkanı Şerif Aslan yarışmacılara takdim edilen hediyelerin sponsorlarına da teşekkür etti.
Kapanış Kur’an-ı Kerim’inin ardından program sona erdi.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 16 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
IGMG Hacc’da İnsanımızın Tercihi Olduğu G
Tahir bey söyleşimize geçmeden önce kendinizi bize tanıtır mısınız.
Öncelikle bu imkanı sağlayıp bizlere
yer verdiğinizden dolayı teşekkür ediyorum.
Bendeniz aslen Anadolumuzun bağrından, Ardahan vilayetinden kopup
gelen bir işci ailesi çocuğuyum. Almanya`nın Köln kentinde yaşıyorum ilk ve
orta eğitimimi Köln´de tamamladıktan
sonra, Mısır El-Ezher‘de eğitimimi tamamladım. Teşkilatımızın çeşitli kademelerinde görevlerde bulundum. Köln
Bölge Gençlik Teşkilatlanma Başkanlığından sonra IGMG Genel Merkez Hac
– Umre başkanlığında çalışmaya başladım, yaklaşık 11 yıldır çalıştığım bu birimde sonra 3 yıldan beri IGMG Hac &
Umre GmbH’da çalışarak Birim başkanlığını yürütmekteyim.
IGMG Hac Umre ve Seyahat Başkanlığı hakkında bilgi verir misiniz?
2009 yılından itibaren GmbH statüsünde hizmete devam eden IGMG Hac
Umre ve Seyahat şirketi 4 yıldır çalışmalarına ilk günkü aşk ve heyecanla devam etmektedir. Her yıl binlerce kişiyi
kutsal beldelere kavuşturan kuruluşumuz, insanımızın rahat huzurlu bir o
kadar da doya doya ibadetlerini yapmalarına vesile olmaktadır. 33 Bölge ve 12
ayrı ülkede bölge düzeyinde temsilciliği
bulunan kuruluşumuz, uluslararası hava taşımacılığı kuruluşu olan IATA üyesi olup, hizmetlerini birinci sınıf bir seyahat şirketi olarak icra etmektedir.
39 Yıllık tecrübeden sonra IGMG
e.V Hac-Umre organizesini HadschUmra Reisen GmbH’ya devretti. 4 yıldır
şirket olarak başarlı hizmetler sunduk,
insanımızın teveccühünü kazandık tercih edilir durumdayız. Tecrübeli ekibimizle hizmetleri sunuyoruz. Bu marka;
tamamen bu organizede görev alanların
ortak emeği olup, bütün kardeşlerimizin özverili çalışması, gayretleri, yaptıkları hizmetleri ibadet aşkıyla yapmaları,
çalışmalarına ruh ve heyecan katmalarıyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bütün
kardeşlerimize sizler aracılığı ile teşekkür ediyor, hayatta olmayanlara da Allah`tan rahmet diliyoruz.
Umre programlarınız yılın hangi aylarında başlıyor.
IGMG Hac - Umre Seyahat şirketi
olarak ‘‘Gönüllerin Yolculuğu” sloganı
ile başlatmış olduğumuz 2012 Umre sezonuna Nisan ayı paketleri ile başladık.
Yılda 4 ayrı umre programı ve 20 farklı
paket seçeneği ile insanımıza geniş bir
yelpaze sunmaktayız. Bu bağlamda hazırlamış olduğumuz çok dilli umre broşürleri, görsel afişler, Tv reklamları, web
sayfası ve sosyal medyanın tüm imkanlarını tanıtım unsurları olarak kullandık. İsteyen kişiler online olarak da umre kayıt işlemlerini yaptırabilmekteler.
Geride bıraktığımız Nisan umresi dışında Mayıs ayında Bahar umresi, Temmuz
ayında Yaz umresi ve Ramazan umresi
seçenekleri yıl içerisinde sunulmaktadır. Umreye giden umrecilerimiz dönüşlerinde Türkiye‘de kalıp tatillerini
geçirdikten sonra, aynı biletle ülkelerine dönebilmektedirler. Bu şekilde hem
umre hem tatil imkanı elde etmiş oluyorlar.
Yoğun bir ilginin olduğu Nisan Umresi Programında 5000‘in üzerinde bir
katılım oldu. Bu talebi neye bağlıyorsunuz?
Sizinde belirttiğiniz gibi bu yıl Nisan
Umresinde 5200 kadar umrecimizi mübarek beldelere kavuşturduk elhamdülillah. Bu her açıdan sevindirici bir
manzara. Her açıdan diyorum, çünkü!
bu kadar büyük bir topluluğun mübarek beldeleri görmek ve orada ibadetleri
özünden yaşayabilmek arzusunda olmaları, özellikle de Avrupa`da yaşayan
insanımız açısından elbetteki sevindirici bir tablodur. Öte yandan bu kişilerin
önemli bir ibadet olan Umre ibadetini
yapmak üzere, Şirket olarak bizi tercih
etmeleri büyük bir teveccühtür. Bu bizleri daha çok motive ediyor, çalışmalarımızı bereketli kılıyor. Bunların yanında
üniversite öğrencileri ve 25 yaş altı
gençlerimizi teşvik etme amaçlı özel fiyatlar belirledik. Ayrıca gençlere rehberlik edecek kadroyu yine kendilerinden olan ağabeyler ve ablalardan oluşturmaya çalıştık. Hizmet kalitemizi artırdık, farklı seçenekler sunduk. İşinin
ehli, hitabeti kuvvetli Kafile ve Grup
başkanlarıyla kafileleri oluşturduk.
Tüm bunlar umreye katılım sayısını hiç
şüphesiz olumlu yönde etkilemiştir.
Bu yıl ilk defa çocuklar unutulmadı
ve kreş hizmeti sunuldu. Bu hizmetten
biraz bahseder misiniz?
Nisan Umresinde dikkatimizi çeken
başka bir durum da, umreye çocuklu ailelerin katılma istekleri oldu. Bu doğrultuda çocuklara yönelik kreş hizmeti
hazırlıklarına başladık ve elhamdülillah
çok da başarılı bir şekilde gerçekleşti.
Bu hizmette Milli Görüş Eğitim Başkanlığı Ana Sınıfı sorumlusu görevlilerimizden Meryem Özmen öncülüğünde
oluşturulan bir ekip görev aldı. Hem
Mekke`de hem de Medine`de bir kreşten daha fazlası sergilenerek bu hizmet
ailelere sunulmuş oldu. Çocuklara burada bu beldede olmalarının nedeni ve
yapılan ibadetler, çocukça bir yaklaşımla oyunlar, eğlenceli çalışmalar eşliğinde
öğretildi. Çocukarla birlikte toplu tavaflar yapıldı. Ailelerle birlikte geziler yapıldı. Bu hizmetin çok faydalı olduğunu
belirten aileler memnuniyetlerini döndükten sonra merkez ofisimizi arayarak
belirtmişlerdir.
Umrede çocuk olmak! Orada şahit
oldunuz, yaşadınız. Çocuklarla tavaf
yapmak nasıl bir duygu?
Uzun yıllardır hem umreye hem de
hacca gidiyorum, çocuklarla birlikte hiç
toplu tavaf yapmamıştık, bu sene nasip
oldu. İnanılmaz bir duygu. Onların lebbeyk deyişleri, masumane yaptıkları
dualar, ihramları küçücük bedenlerinde
taşımaları, hepsi görülmeye değerdi.
Aileler bu ibadetten çocuklarını mahrum bırakmasınlar. Bu tür tatilleri çocukları ile birlikte umre yaparak oralarda değerlendirsinler.
Nisan Umresinin diğer bir adı da
‘‘Gençlik Umresi” diyorsunuz. Gençlerin Nisan umresine katılımı yoğun oluyor mu?
Zaten çalışmalarımızda öncelikli hedef gençlerimizin oraları ziyaret etmeleri ve ibadetleri merkezinde hem bedenen hem de ruhen o mekanları teneffüs
ederek gerçekleştirmeleridir. Nisan umresinde umrecilerimizin %55‘ni gençler
oluşturmuş ve bu oran her geçen yıl artış eyilimindedir. Bu manada hem
Gençlik Teşkilatımız hem de Kadınlar
Gençlik Teşkilatımızın konuyla alakalı
özverili çalışmalarının, gençlerin umreye teşviki açısından çok önemli olduğunu bilmekteyiz. Bu bağlamda Gençlik
Teşkilatımızı hazırlamış olduğu ‘‘Umre
Günlüğü” adında, umreye özel bir günlük hazırlayarak, gençlerin oradaki hatıralarını bir ömür boyu canlı tutmaları
ve her güne bir dua ve zikirlerle yapılan
ibadetlerini pekiştirmeleri adına çok
faydalı olmuştur. Yine gençlerimiz için
Abiler ve Ablalar tayin edilerek rehberlik hizmetleri verilmiştir. Bizler gençlerimizin bir çoğunun döndükten sonra
ailesine çevresine ve bulundukları şehirlerdeki insanlarına daha faydalı olduklarını müşahede ediyoruz.
Umre ibadetini yapmak üzere kutsal
topraklara giden insanlarımıza ne gibi
hizmetleriniz oluyor.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 17 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Gibi Umre’de de Yoğun Şekilde Tercihi Oldu
dı da
nçleolu-
utsal
gibi
Öncelikle Umreye gitmek üzere karar vermiş olan kişilere yönelik rehberlik hizmetleri burada yaşadıkları şehirlerden başlıyor. Umre öncesi yapılan
seminerlerde umreciler gerekli bilgi donanımlarını alıyor ve yolculuğa hazırlanıyorlar. Merkez ofisimiz aracılığı ile
umrecilerimizin vizeleri alınıyor tüm
resmi işlemleri, uçak biletleri de dahil
olmak üzere bitiriliyor. Yine Hac ve
Umre organizasyonumuz tarafından
hazırlanmış olan malzemeleri eşyalar
da tüm umrecilerimize takdim ediliyor.
Kutsal topraklara intikallerde orada bulunan hava alanı görevlileri tarafından
karşılanıp otellerine götürülen umreciler, Peygamber diyarına gelmiş olmanın
nişanesi olarak ‘‘O”nu temsilen güllerle,
hurma ve Zemzem ile karşılanıyorlar.
Umrecilerimiz en güzel bir şekilde ağırlanıyor. Rehber hocalarımız eşliğinde
tavaf ve ziyaret hizmetleri veriliyor. Sabah ve akşam yemekleri hizmetlerimiz
içerisinde. Mekke-Medine arası transfer
ve toplu ziyaretleri de yine en rahat bir
şekilde umrecilerimize sağlıyoruz. Sağlık elbetteki çok önemli, ancak sağlıklı
bir kişi ibadetlerini rahat bir şekilde yapabilir. Bu anlamda oluşturduğumuz
sağlık ekipleri hem Mekke’de, Hem de
Medine’de 24 saat boyunca umrecilerimize hizmet vermektedirler. Yine İrşad
faaliyetleri de bu organizenin önemli
bir ayağı. Yapılan irşad çalışmaları umrecilerin takdirini kazanmış, gerçek manada şuurlu bireyler oluşmasına katkı
sağlanmıştır. Bu manada bir çok kez
Kabe İmamları konuk edilmiş, yine
dünyaca ünlü hafızlar eşliğinde Kur`anı Kerim ziyafetleri sunulmuştur. Otellerimizin yeni ve temiz olmasına, semt
olarak insanımızın bir arada ve rahat
hareket edebileceği yerlerde olmasına
özen gösteriyoruz.
Nisan Umresine gidemeyen okuyucularımız için yıl içinde başka umre seçenekleriniz var mı?
Elbette Umre ibadeti yapmak isteyen
kişiler için onlara uygun bir Umre seçeneğimiz mutlaka var. Nisan ayında gidemeyen veya kontenjanların dolmasından dolayı yazılamayan kişiler Bahar
Umresine kayıtlarını yaparak gidebilirler. Şubelerimizdeki Hac ve Umre sorumlularımız aracılığı ile Bahar Umresi,
Yaz Umresi ve Ramazan Umresi kayıtlarımız hızla devam etmektedir. Konuyla
alakalı detaylı bilgi ve tarihlere web sayfamızdan ulaşabilirler. www.igmghacumre.com Ayrıca merkez ofisimizi de
arayabilirler.
Bu yıl da Türkiye`den kafilelerinize
dahil olan umreciler oldu. Özellikle
Türkiye‘deki tanıdıkları ile umreye gitmek isteyenler için ne tavsiye edersiniz.
Her geçen gün hizmetlerine bir yenisini ekleyen IGMG Hac Umre şirketimiz, Milli Görüş Hac kalitesini Türkiye`de bulunan insanımıza sunmak üzere Türkiye`de bir şirket kurmuştur.
2010 yılında çalışmalarına başlayan
Hennes Tour adındaki şirketimiz bu yıl
umre seferleri ile Türkiye‘de sektörel
bazda ses getirmiş ve yurttaşlarımızın
takdirini kazanmıştır. Hennes Tour‘un
Türkiye‘den gerek Hac, gerekse Umre
için kayıtları devam etmektedir. Arzu
eden Avrupa`da yaşayan vatandaşlarımız Türkiye‘deki yakınları ile birlikte
Hennes Tour vasıtasıyla Umre yapabilir.
Aynı kafileye dahil olabilirler.
Böylesi büyük ve çok kısa bir sürede
gerçekleşen bu organizede kaç kişilik
bir ekip hizmet veriyor.
Nisan Umre Organizemizde 220 kişilik görevli kadrosu hizmet vermiştir.
Kafile ve Grup başkanlarından tutun da
hizmet görevlilerine, sağlık ekibinden
tutun da irşad ekibine tüm görevli arkadaşlar adeta zaman kavramını ortadan
kaldırarak hizmet etmektedirler. Tüm
bunlar Allah‘ın misafirlerini daha iyi
ağırlayabilmek dolayısı ile ‘‘O”nun rızasını kazanabilmek için yapılıyor. Sizlerin vasıtasıyla bu hizmette emeği geçenlere buradan tekrar şükranlarımı sunmak istiyorum.
Umreciler mübarek topraklara kavuştuklarında nasıl bir atmosferle karşılaşıyorlar? Onların duygularına tercüman olmak adına ne söylemek istersiniz.
Yunus Emre`nin dizelerinde ifade
ettiği gibi: “Arayı Arayı Bulsam İzini
İzinin Tozuna Sürsem Yüzümü’’. Bu aşk
ve heyecanla kutsal mekanlara gelmiş
olan umrecilerimiz Kabetullahı veya
Kubbe-i Hadra’yı gördüklerinde çok yoğun bir duygu seline kapılıyorlar, bir
ömür boyu oraları görme arzusunda
olan insanımız bugüne kadar neden daha erken gelmemişim diye de hayıflanmaktan kendisini alamıyor. Yaşanan
duyguları hem umreye katılan insanımız hem de yakınlarına göstermek
amacıyla bir hatıra video CD`si hazırlanmaktatır. Bu CD`deki görüntüler
ifadeleri daha iyi açıklayacaktır. Öteden
beri söylenen bir söz vardır: “Bu duygular anlatılmaz, yaşanır!’’ biz de öyle diyoruz o anları yaşamak gerek.
Umrecilerin burada bulunan eş ve
dostlarına gösterecekleri, hatıra amaçlı
bir CD hazırlığından bahsetmiştiniz.
Bu CD’leri umrecilere gönderecek misiniz?
Evet! Umre boyunca kafilelerle birlikte olan bir profesyonel kameraman
ekibimiz oldu. Orada umrecilerimizle
birlikte bir görüntü demeti hazırlandı.
İnşallah tüm umrecilerimize evlerine
postayla gönderilecek.
Umre ibadetini yapan insanımızın
tabii olarak tebrik ve eleştirileri oluyordur. Bu manada geri dönüşümler nasıl
oluyor. Yapılan tavsiye ve eleştirileri değerlendiriyor musunuz?
İnsanımız bu ibadeti yapmak için bir
ücret ödüyor. Dolayısı ile verilen hizmetlerin vaadedildiği gibi en iyi şekilde
sunulması en doğal hakları. Ancak buna rağmen elde olmayan sebeplerden
kaynaklanan gelişmelerde oluyor. Organizasyon olarak bu olumsuzlukları minimize etmek ve hizmeti en iyi bir şekilde insanımıza sunmak çalışmalarımızın
temelini oluşturuyor. Hem Umre hem
de Hac dönüşü istisnasız tüm umrecilere mektupla birer anket formu gönderiliyor. Bu sayede insanımızın dilek, temenni görüş ve düşüncelerini alıyoruz.
Daha sonra bir komisyon tarafından
değerlendirilen bu anketler ışığında organizasyonda yapılanmalar ve hizmet
kalitesini arttırıcı tedbirler alınıyor. Ancak, geri gelen anketler incelendiğinde
büyük bir çoğunluğun tebrik, teşekkür
ve yapıcı teklifler içerdiğini müşahade
etmekteyiz.
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür
ediyoruz. Son cümlelerinizi alabilir miyim.
Ben de bu imkanı sağlayıp sayfalarınızda bize yer verdiğinizden dolayı teşekkür ediyor, şahsınız nezdinde selamlarımı iletiyorum. Okuyucularımıza
tavsiyemiz, hayırlı işlerde olduğu gibi
Hac veya Umre yapma niyeti olan okuyucularımızın da bir an önce kayıtlarını yapmaları. Bizlere telefonla ulaşabilir,
tüm sorularına cevap alabilirler. Ayrıca
web sayfamızdan da detaylı bilgileri
edinebilirler.
Allah`a emanet olunuz.
IGMG Hac-Umre Reisen GmbH
Tel: 00 49 22 37 97 460
www.igmghacumre.com
www.hennestour.com
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 18 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
HASENE’nin Pakistan’da Yaptırdığı Okul Hizmete Girdi
GMG Sosyal Yardım Derneği Hasene tarafından Pakistan’ın Charsadda şehrinde yaptırılan okul törenle hizmete girdi. 370 bin avroya
mâlolan okulu İslam Toplumu Milli
Görüş (IGMG) finanse etti. Bir yıl içerisinde tamamlanan okulda 600 öğrenci eğitim görecek. Okulun açılış törenine IGMG Sosyal Yardım Derneği
Başkanı Zeki Toprak, IGMG Onursal
Başkanı Yavuz Çelik Karahan, Partner
kurum READ Foundation Başkanı
I
Muhammed Feyyaz Khan ve Charsadda şehrinin yöneticileri katıldı. Okulun geçen sene Mayıs ayında temelinin atıldığını ve bir sene içerisinde
hizmete girdiğini söyleyen Hasene
Başkanı Zeki Toprak şunları kaydetti:
“2010 yılında Pakistan’da yaşanan
sel felaketinin ardından bölgeye kalıcı
bir eser kazandırmak için okul projesini başlattık. Geçen sene Mayıs ayında temelini attığımız okulu, bir sene
gibi kısa bir süre içerisinde tamamla-
yarak hizmete açtık. İsmini “SSchool of
excellence Hasene” koyduğumuz
okulda yaşları 6 ila 15 yaş arası 600 öğrenci eğitim alacak. Bu öğrencilerin
çoğunluğu, 2010 yılında yaşanan sel
felaketinden dolayı annesini, babasını
kaybetmiş yetim çocuklardan oluşuyor.
Yaptırdığımız okulu, İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) finanse etti.
IGMG Sosyal Yardım Derneği olarak
bizler ayrıca, okulun masa, sandalye,
tahta gibi araç gereçlerini, bilgisayar
odaları ve laboratuvarları için gerekli
donanımını sağladık. Bunun yanında
okulda eğitim verecek öğretmenlerin
de bir yıllık maaşlarını biz karşılayacağız.
İçerisinde yetim çocukların okuyacağı böyle bir okulun yapımındaki
katkılarından dolayı İslam Toplum
Milli Görüş (IGMG)’e ve tüm hayırsever bağışçılarımıza teşekkür ediyorum. ”
HASENE Kilis’teki Suriyeli Mültecilere 57,3 Tonluk Yardımda Bulundu
uriye’de yaşanan karışıklığın ardından Türkiye’ye sığınan mültecilerin sayısı 40 bini aşmış durumda. Hatay, Şanlıurfa, Gaziantep ve
Kilis’teki çadırkent ve konteynerkentlere yerleştirililen Suriyeli mültecilere
yardımlar, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yöneti-
S
mi Başkanlığı (AFAD) tarafından koordine edilerek ulaştırılıyor.
IGMG Sosyal Yardım Derneği Hasene, geçtiğimiz günlerde Kilis’teki
mülteci kampında 1.910 mülteci aileye her biri 30 kiloluk toplam 57,3 tonluk temel gıda maddesi dağıttı. AFAD
Yönetimi Başkanlığı izni ve yönlen-
dirmesi ile gerçekleştirilen dağıtıma
IGMG Sosyal Yardım Derneği Hasene
Başkan Yardımcısı Mustafa Uyanık ve
derneğin Türkiye temsilcisi İbrahim
Kırak katıldı.
Hasene derneğinin yaptığı yardımlardan dolayı teşekkür eden Kilis
Valisi Yusuf Odabaş, “Kampta 4.500
okul çağında çocuk var. Bunlara yönelik giyecek, çanta, kırtasiye malzemesi
gibi yardımların yapılması da ihmal
edilmemelidir. Yine çocuklar için
oyun alanlarının oluşturulması, onların bu süreçten etkilenmelerini azaltacaktır.” diyerek yardım çağrısında bulundu.
ATİB’de Yeni Dönem Görev Dağılımı Yapıldı
TİB 26. Dönem 1. Genel Yönetim
Kurulu Toplantısı’nın açış konuşmasında, Genel Başkan İhsan
Öner, “Önümüzdeki faaliyet döneminde
herşeyden önce eğitimli insan yetişmesine ağırlık vereceğiz ve kuruluşlar dışında
kalan Türk azınlığın her ferdini de, daha
fazla eğitim için teşvik edeceğiz. Birlikte
yaşadığımız çoğulcu toplumla ortak sorunlarımızın çözümü için daha aktif bir
yol takip ederken, Türkiye ve Almanya’nın yetkili mercilerinde hayati önem
arz eden sorunlarımız için diğer kuruluşlarımızla birlikte hareket etmeği hedefliyoruz” dedi.
Daha sonra kendisinin başkanlığında
A
yapılan ilk GYK toplantısında, geniş kapsamlı istişareler sonucunda yeni dönem
için isimleri belirlediklerini ifade eden
İhsan Öner, aşağıdaki şekilde görev dağılımı yapıldığı ilan etti:
Genel Başkan: İhsan Öner, Genel
Başkan Yardımcıları: Tibyan Taşkın, Yakup Tufan ve Hatice Sever, Genel Sekreter: Mahmut Aşkar, Genel Sekreter Yardımcıları: Mustafa Çağrı Öner ve Rüvey-
de Öztürk, Muhasebe: Ramazan Çakır ve
Abdullah Uzun, Gençlik Kolları Genel
Başkanı: Oğuzhan Erkmen, Kız Kolları
Genel Başkanı: Nurhan Aksoy, Belçika
Temsilciliği: ATİB Belçika Federasyonu
Gen.Bşk. Cihat Zorlu, Hollanda Temsilciliği: Nurettin Demir, Güven Çini, Fransa Temsilciliği: Yusuf Gülman, ATİB
Yüksek Öğrenim Gençliği (AYÖG) Başkanı: Gülden Bayrak, Baden-Württemberg Bölge Başkanı: Abdülcelil Akyüz,
Hessen ve Rheinland Pfalz Bölge Başkanı: Şaban Duran, Kuzey Ren Vestfalya
Bölge Başkanı: Harun Kılıç, Bavyera Bölge Başkanı: Ahmet Tanyıldız, Kuzey Almanya Bölge Başkanı: İbrahim Tüfekçi.
HAYAT
il hakkı her şeyden önce, aynı
dili konuşan, en azından anlayan insanlar arasındaki iletişimi korur. Ancak dil sadece anlık
yatay iletişimi mümkün kılmaz, aynı
zamanda tarihi sürecin kültür taşıyıcısıdır. Milletlerin tarih ve kültürleri
kullandıkları dilde kayda alınmıştır,
yani dil bir yönüyle hafızadır. İnsan
dünyayı anadilinin penceresinden
görür, ana dilinin kavramlarıyla evreni biçimlendirir. Dolayısıyla insanın
benliğini, bireysel bilincini, kimliğini
ve kişiliğini belirleyen temel bir unsurdur anadili. Bu nedenle kişinin
anadiliyle ilgili ayrımcılığa maruz
kalması, sadece benliğinin özünü
vurmamakta, aynı zamanda kültürü,
kökeni ve ortak dil toplumuyla irtibatını da koparmaktadır. Bu açıdan dil
hakkı insanın onurunu, kimliğini, kişinin manevi varlığını ve onunla birlikte mensup olduğu dil toplumunu
da korumaktadır. Dil hakkı aynı zamanda iletişim haklarının kullanımının da temel şartıdır. Düşünceyi ifade
özgürlüğü, basın özgürlüğü, sanat özgürlüğü ve din özgürlüğü gibi temel
hakların ortak gayesi, bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve bu doğrultuda toplumla iletişim kurabilmesidir.
Bununla birlikte Almanya Anayasası’nda dil haklarına ilişkin bir düzenleme yer almamıştır. Anayasal
dogma’ya göre dil hakkı insan onurunun ve kişisel gelişim özgürlüğünün
gereği olarak koruma altındadır (Art.
2 I iVm Art. 1 I GG). Bu özgürlük
hakkının öneminin altı, ayırım yasağıyla da çizilmiştir. Anayasanın 3.
maddesine göre hiç kimse cinsiyeti,
soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dini veya siyasi görüşleri dolayısıyla mağdur edilemez ve hiç kimseye
imtiyaz tanınamaz (Art. 3 III 1 GG).
Anayasadaki dil tabiriyle tabii ki anadili kastedilmektedir. Anayasadaki
temel haklar sübjektif bireysel haklardır. Her ne kadar anayasa azınlıkların
korunmasıyla ilgili bir ilke ihtiva etmese de, bireyin korunmuş olması,
etnik azınlığın kimliğine saygıyı da
içerir.
Alman Anayasa metninde resmi
dilin Almanca olduğuna dair herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Zira
Almanya’nın dilsel bütünlüğü ve tekliği itibariyle pozitif bir tanıma ihtiyaç duyulmamıştır. Buna mukabil Almancanın resmi dil olarak kamu makamları arasında ve idari makamlarla
vatandaşlar arasındaki iletişim dili olduğu mülkilik prensibi gereği kabul
edilmiş anayasa hukukudur. Almanca
devlet ve toplum dili olarak, bireyin
Almanya’nın Hukuk ve Kültür Birliğine uyum sağlamasının aracı olarak
teşvik edilmektedir. Anayasa mahkemesinin içtihadına göre toplum dilinin muhafazası ve kullanımının teşviki bir anayasal kültür görevidir. Bu-
D
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 19 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Mustafa YENEROĞLU
[email protected]
Almanya’da Çok
Dilliliğin ve Anadilde
Eğitimin Hukuki Çerçevesi
na mukabil diğer dillere mensup kişilerin kendi dillerini muhafaza etmesi
ilkesinin, bireysel özgürlük hakları
(Art. 2 I; 5 I, 6, 3 III GG) bağlamında
yeterince korunmuş olduğu kabul
edilmektedir.
Genel kanaate göre, dil birliği,
başka anadile mensup kişileri tercih
ettikleri yaşam merkezinin bir parçası olarak Almanca dilini öğrenmelerini gerekli kılar. Kişisel gelişim hakkı
devlet tarafından belirlenmiş dil standardına imkan tanımamakla birlikte,
Alman ulusunun genel menfaati ve
Almanca dilinin korunması gerekçesiyle yabancıların uyum sağlaması gerektiği belirtilmektedir. Bu açıdan
yerli olmayan, yani göçle Almanya’ya
yerleşen yabancıların topluma eklemlenme (Anpassungs-Assimilationspflicht) zorunlulukları olduğu görüşü
hakimdir. Dolayısıyla alokton azınlıkların dilleri özel koruma ve teşvike
tabi değildir. Bunun asıl sebebi azınlıkların dillerinin uluslararası hukukun azınlık tanımı kapsamında değerlendirilmemelerinde yatmaktadır.
Uluslararası belgelerde ise anadilden
bahsedilmekle birlikte anadilin tanımı yapılmamakta, anadili neyin oluşturduğu açıklanmamaktadır. Devletler azınlık dili politikasını oluştururlarken uluslararası normları dikkate
alsalar dahi, kullanılan dilin ağız, şive, lehçe, bölge dili, azınlık dili veya
ulusal dil olup olmadığına dair üzerinde mutabakat sağlanan ölçütlerle
tanımlama yapılmadığından kendilerine ayrım konusunda geniş bir takdir yetkisi alanı bırakılmıştır. Sadece
bölgesel dil ve azınlık dili kavramları,
resmi dil ve bir dilin lehçesinin ne ol-
duğuna ilişkin tanımlama yapılmaksızın, Bölgesel veya Azınlık Dilleri
Avrupa Şartında tanımlanmıştır. Şartın 1. maddesine göre, bölgesel diller
veya azınlık dilleri, bir devletin toprakları içinde bu devletin çoğunluk
nüfusundan sayıca daha az bir grup
oluşturan vatandaşları tarafından geleneksel olarak kullanılan ve devletin
resmi dil(ler)inden farklı olan diller
olup, devletin resmi dilinin lehçeleri
ve göçmen dillerinin lehçeleri kapsam dışındadır.
Bu doğrultuda Bölgesel ve Azınlık
Dilleri Avrupa Şartı ve Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve
Sözleşme’ye taraf bir ülke olarak Almanya yaptığı bildirimlerde ülkede
yaşayan birtakım azınlıkların bulunduğunu ve taraf olduğu sözleşmeleri
bu gruplara uygulayacağını bildirmiştir. Almanya, Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın onaylamış
ve onaya ek olarak yaptığı 16 Eylül
1998 tarihli bildirimde şu hususları
belirtmiştir: “Federal Almanya Cumhuriyeti Bölgesel veya Azınlık Dilleri
Avrupa Şartı’nın anlamı çerçevesinde
Danca, Yukarı Sorbca (Upper Sorbian), Aşağı Sorbca (Lower Sorbian),
Kuzey Frizonca (North Frisian) ve
Sater Friesce (Sater Frisian) dilleri ile
Roman dilini azınlık dilleri olarak;
Aşağı Alman dilini (Low Germen
language) bölgesel dil olarak kabul
eder.”
Ulusal Azınlıkların Korunmasına
İlişkin Çerçeve Sözleşme’yi onaylayan
Almanya, yaptığı 10 Eylül 1997 tarihli bildirimde ise şu hususları belirtmiştir: “Çerçeve Sözleşme ulusal
azınlıklar kavramının tanımını içer-
dosya
memektedir. Bu nedenle, Sözleşme
hükümlerinin onaydan sonra uygulanacağı grupları belirlemek Sözleşmeye taraf devletlerin kendilerine kalmıştır. Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki ulusal azınlıklar Alman vatandaşı Danlar ve Alman vatandaşı
Sorb halkının üyeleridir. Çerçeve
Sözleşme, geleneksel olarak Almanya’da oturan etnik grup üyeleri olan
Alman vatandaşı Friesler ve Alman
vatandaşı Romanlara da uygulanacaktır.”
Adı geçen azınlık gruplardan
Danlar 50.000, Kuzey Friesler 50.000,
Doğu Friesler 100.000, bunlardan
Frizonca’yı konuşan 1.500, Sorblar
70.000 kişidir. Yerli azınlılardan Danların 53 okulu ve 63 kreşi bulunmaktadır. Frieslerin okullarında Frizonca
ders verilmektedir. Bu azınlıkların tamamı eyalet anayasalarında özel olarak zikredilip, milli kültürlerinin, dillerinin ve dini inançlarının korunup
teşvik edilmesini devletin sorumluluğuna vermektedir.
Almanya bu ‘yerli azınlıkları’ kendi ‘ulusal’ kimliği veya hakim kültürü
için hiçbir zaman tehdit olarak görmediği için gayet hoşgörülü davranıp, varlıklarını ve kültürel kimliklerini koruyup teşvik etmektedir. Bireysel ve grup hakları ihtiva eden azınlık
statüsü devlet tarafından olası asimilasyon politikasına karşı en önemli
korumadır. Diğer tarafta, ülkeye sonradan göç etmiş azınlıkları uluslararası hukuka göre koruyucu azınlık
statüsü kapsamı dışında tutup, kalıcı
göçmenin üzerinde asimilasyon baskısının sürdürülmesi gerektiği belirtilip, aksi takdirde çok kültürlü bir toplum tasavvuruyla Almanya’nın ‘ulusal
devlet’ niteliğinin zedeleneceği sıkca
belirtilip bu şekilde anayasanın içinin
boşaltılmasının yasak olduğu vurgulanmaktadır.
1974 tarihli aktif iki dillilikle ilgili
Avrupa Topluluğu Üyeleri anlaşması,
1977 tarihli ve 3. ülkelerden gelip çalışanların çocuklarının okul eğitimi
ile ilgili Avrupa Konseyi talimatnamesi, 1992 tarihinde Almanya’da da
yürürlülüğe giren Birleşmiş Milletler
Çocuk Hakları Sözleşmesi‘ne rağmen, Almanya Kültür Bakanları Konferansı 70’li yıllardaki kararları doğrultusunda göçmen çocuklarının misafir olarak görülmesi ve ülkelerine
döndüklerinde uyum zorluğu çekmemeleri için anadili eğitimi verilmesi
kararı zamanla ve nihai olarak 25 Mayıs 2000 kararıyla kaldırılıp 24 Mayıs
2002 kararıyla yeni bir düzenlemeyle
değiştirilmiştir. Ve neticede, artık geri dönüş söz konusu olmadığı için Almanya’da almancadan sonra en fazla
konuşulan türkce anadili eğitiminin
de artık gereksiz olduğu savı doğrultusunda politika belirlenip, uyumu
engeller gerekçesiyle korunmamaktadır.
HAYAT
ugün siyasal, dinî ve toplumsal platformlarda tartışılan ve önümüzdeki
uzun yıllar boyunca da tartışılacağa benzeyen konulardan biri Almanya’daki (Alman toplumundaki) Müslim - gayri
Müslim birlikteliği ve ilişkisidir kuşkusuz.
Son dönemlerde ortaya çıkan neonazi
cinayetlerine dair haberler, bu tartışmaları körüklediği gibi toplumun (yerli-yabancı) her iki kesiminde de korkuların tekrar
su yüzüne çıkmasına sebep oldu. Aşırı
sağcı Neonazi kişi ya da grupların ne kadar sistematik bir şekilde bu cinayetleri
planlamış olduğu gerçeği, göçmen kökenli insanları olduğu kadar, Almanları da ürküttü ve durumun ciddiyetini farketmelerini sağladı. Bütün bu gelişmelerle birlikte, özellikle medya vasıtasıyla İslam ve
Müslümanların şiddet ve terör ile anılması, anılmaya çalışılması islamofobik popülizmi körüklemeye devam etmekte.
Bütün bu gelişmeler ve son dönemde
yaşadıklarımız ve mevcut durum bizi kötümser bir tutum takınmaya itmeli midir?
Yoksa gelecekte her şeyin biraz daha farklı, biraz daha olumlu seyredeceğine dair
ümitvar olabilir miyiz? Örneğin, Köln’ün
orta yerinde yükselen, Avrupa’nın en büyük camilerinden biri olacak olan Merkez
Camii, toplumsal iletişim ve bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi noktasında her iki kesim için de umut verici adımlardan biri olarak görülebilir mi? Daha
önemlisi, bu olumlu ya da olumsuz gelişmeler genel olarak, kollektiv manada ne
anlama geliyor, Müslim - gayri Müslim
birlikteliği açısından ne ifade ediyor?
Bütün bu sorular Ortadoğu uzmanı
Prof. Dr. Udo Steinbach’ın da, Köln’de düzenlenen bir seminerde cevaplarını aradığı sorulardan bazılarıydı. Konuşmasında
birçok konuya değinen Steinbach, Müslim
- gayri Müslim ilişkilerini daha çok dinî
ve sosyal açıdan ele aldı. Konu ya da konuların siyasi boyutuna ise pek değinmek istemeyen Steinbach, Köln’de inşa edilen
Merkez Camii’ni Müslüman, Hristiyan,
Yahudi ya da hiçbir dine mensup olmayan
Alman vatandaşlarının birlikte yaşayabileceklerinin bir kanıtı olarak gördüğünü
özellikle vurguladı. Yine de hiçbir şeyin
olduğundan daha güzel gösterilmemesi
gerektiğinin altını çizerek, Batı ve İslam
dünyası arasındaki ilişkilerde büyük şüphelerin hakim olduğuna ve belki de uzun
müddet bu şüphelerin giderilemeyeceğine
işaret etti.
Nijerya’da, Irak’ta, Pakistan’da ve İslam
cografyasındaki birçok ülkede Hristiyanlara karşı düzenlenen saldırıların bu şüpheleri biraz daha arttırdığını ve bu durumun Avrupa’nın İslam’a bakışını negatif
düzeyde etkilediğini vurgulayan Steinbach, bununla birlikte, genel olarak Hristiyanlara uygulanan şiddetin Almanya’da
Müslümanlara karşı uygulanan şiddetin(?) yanında hafif kaldığını belirtti. Ve
Prof. Dr. Tarık Ramazan’ın gayri Müslim
vatandaşların camilere karşı tutumlarında
“ben bir güvensizlik hissediyorum” cümlesine de değinerek, bu problemlerin sosyal, siyasal ve dinsel boyutları olduğunun
altını çizdi.
Peki bu şüpheci yaklaşımın ana sebepleri günümüzde yaşanan hadiselerden mi
kaynaklanıyor sadece? Yoksa göz önünde
olan olayların ‘‘arkasına saklanan’’ ve bulunduğu yerde aydınlığa kavuşturulmayı
bekleyen etkenler de var mı? Steinbach’a
B
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 20 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Zekiye TOPATAN
[email protected]
Müslim-Gayri Müslim
Birlikteliği ve İlişkileri
Prof. Dr. Udo Steinbach’ın Konferansına Dair Birkaç Not
göre, bu soruların cevaplarının bulanabilmesi için Almanların (Alman Devletinin
ve toplumunun) kendi tarihlerini inceleyip, bu toplumun ‘‘yerlileri’’ olarak kendilerini de muhasebeye çekmeleri gerekmektedir. Örneğin, Alman devleti ilk göçmenlerin eğitim seviyelerinin genelde düşük olduğunu bildiği halde, bu ve benzer
sorunlara karşı herhangi bir göç politikası
uygulamamıştır. Göçmenlerin Alman dilini konuş(a)maması bile o dönem zarfı
içerisinde herhangi bir rahatsızlık uyandırmamış, yani göçmenler bir anlamda
kendi hallerine bırakılmışlardır. Uygulanan tek göç politikası, tabiri caizse, “işlerini yapsınlar da, gerisi önemli değil” tarzında bir uygulamadır.
Bu durumu özetleyici bir örnek ile,
Steinbach iki sene önce kendisine Türk
Hava Yolları Köln Şubesi müdürlerinden
birinin söylediği, “Bizi uzun yıllar ihmal
ettiler,” cümlesini çok yerinde bulduğunu
sözlerine ekledi, ayrıca tüm bu yaşananların arka planını bildiğimizde bugün dinî
ve kültürel boyutta algıladığımız ve tartıştığımız birçok göç sorununun aslında sosyal boyutları ihmalden kaynaklanan problemler olduğunu göreceğimizi savundu.
Steinbach’a göre, artık kamuoyunda
İslam o kadar çok tartışılıyor ki, Müslüm gayri Müslim birlikteliği ile ilgili her sorun ve güçlüğün nedeni sosyal değil dinî
boyutta bulunmaya çalışılıyor. Ve bu durum çok yalnış ve belki de geri dönüşü olmayan bir strateji. Zira, sorunların birçoğunun az önce de ifade edildiği gibi, geçmişte ihmal edilen meselelerin sosyal boyutunda gizli olduğunu unutmamak gerekmektedir.
Bu tartışmalarda göz ardı edilen iki temel gerçeğe de değinen Steinbach, “bu iki
temel gerçeği algılamak, sorunların önüne
geçebilmek için büyük bir adım olacaktır”
ifadesini kullandı. Birinci temel gerçek,
tarihsel boyutu unutarak hareket etmektir.
İslam dini de, diğer dinler gibi tarihinden
bu yana Afrika’dan Endonezya’ya uzanan
coğrafî açılımın yanı sıra, teolojik, felsefî,
tıbbî, mimarî ve siyasî bakımdan oldukça
gelişmiş ve hala da gelişmekte olan bir
dindir. Burada var olan paradoksal gerçek,
bu gelişimin yanı sıra bazı İslam ülkelerinde bir “daralma” politikasının uygulatılmaya çalışılmasıdır. Burada daralmadan kasıt, İslam’ı bir ideoloji olarak istismar etmek, şiddet ve öldürme eylemleri
için İslam’ı bir rehber olarak suistimal etmek anlamı taşımaktadır.
Konuşmasının bir diğer bölümüne,
“İslam’ın Lenin’i kim?” şeklinde bilinçli
olarak provokatif bir soru ile başlayan Steinbach, ‘‘19. yüzyılda zihinsel rotasyonla
kendini Marksizm ideolojisinin öncü ve
yol göstericisi olarak görüyordu Lenin,’’
tespitinde bulundu: ‘‘Bazı İslam ülkelerinde de tek doğru İslam öncüsü ve yol göstericisi olarak kendilerini gören ve din adına sadece gayri Müslimleri değil Müslümanları da öldürme hakkına sahip olduğunu düşünen insanların varlığı, Avrupa’daki İslam imajını oldukça kötü etkilemektedir. Çünkü Avrupa’da yapılan en büyük yalnış, bu yaşanan siddet olaylarının
akabinde, ‘işte İslam bu’ tarzında düşünmek ve yapılan yalnışların bilançosunu İslam dininin kendisine çıkarmaya çalışmaktır.’’
Steinbach ihmal edilen ikinci temel
gerçeğin, özellikle son 3-4 yıldır “İslam
eleştirisi” adı altında yapılanlar olduğunu
savundu ve, “Bireyleri veya örgütleri değil,
insanlardan soyutlanmış bir İslam eleştirisi yapıyoruz” diyerek bunun ne anlama
geldiğinin bilincinde olunması gerektiğinin altını çizdi. Örneğin, Sarrazin gibi ya
da Sarrazin konumunda kişilerin, tüm bir
kitlenin aynı şekilde düşündüğünü zannedip, herkesi aynı kefeye koyması gibi bir
hataya düşmemesi gerektiğini vurgulayan
Steinbach, ‘‘insanların bireysel olarak hareket edip, bireysel bir şekilde dinlerini
yaşadıklarının, yapılan her bireysel hatanın bu insanların dinlerine mal edilmemesi gerektiğinin göz ardı edilmemesi zo-
dosya
runludur,’’ ifadelerinde bulundu. Ona göre, bu tarz yaklaşımların önyargı ile dolu
olduğu ve geleceğe yönelik bir köstek
oluşturacağı unutulmamalıdır. Böylece
yapılan bir şiddet eyleminde, kişiyi bir dinin üyesi olarak değil de, bireysel olarak
kınamak ve yargılamak daha doğru olacaktır. Bu iki temel gerçeği göz önünde
bulundurarak hareket etmek, birçok sapkın görüşün de önüne geçecektir.
Steinbach devamla: Unutulmamalıdır
ki; Anders Behring Breivik’in 1500 sayfalık manifestosu, ‘‘A European Declaration
of Independence’’da Avrupa için tehdit sayılan üç nefret ideolojisinin arasında İslam da belirtilmektedir. İslam’ın Avrupa’ya karşı bir tehdit unsuru olarak görülmesi ve İslam’a karşı savunmaya geçilmesi
gerektiğini düşünen Breivik’in bu iki temel gerçeği göz ardı ettiğini(?) belirtti.
Tüm bu faktörlerin dışında, Müslümanların da Müslim - gayri Müslim ilişkilerinin gelişimi için, dikkat etmeleri gereken birçok hususun olduğunu aktaran
Steinbach, bunlardan ilkinin ilahiyatçıların var güçleriyle İslam’ı şiddetle eş tutma
ideolojisine karşı durmaları olduğunu
söyledi. İlahiyatçıların yeni koşulların ışığı altında, yeni yorumlar getirmeleri gerektiğini savunan Steinbach, bunun için
İslam’ı kültürel enkazlardan kurtarmanın,
gerçek İslam’ın ne olduğunu daha net göstermelerinde yardımcı olacağını ifade etti.
Bu bağlamda Ayetullah Hosseini Ghaemmaghami’nin, “Avrupalı İslam veya Avrupa’da İslam” başlıklı kitabına işaret ederek,
İslam’ın başka ülkelerden getirilmeyip,
Avrupa’nın koordinatlarına, anayasasına
ve değerlerine göre şekillendirilmesi/yorumlanması gerektiğinin altını çizdi.
“Hiçbir ülke kendi toplumunun yanında
paralel oluşan başka bir toplumu kabul etmez” diyen Steinbach, Şeriat’ın her Müslümanın özelinde olmazsa olmaz bir koşul
olduğunu, fakat Şeriat kanunlarının insanın bireysel yaşantısına indirgenmesi gerektiği yorumunda bulundu. Böylelikle İslam dünyası ve Avrupa’nın birlikte aynı
değerleri önemsedikleri ve paylaştıkları
bir temel nokta üzerinde buluşmalarının
kolaylaşacağını aktardı.
Bu konuların Almanya’da gündeme
geç gelmeye başlamasının sebebinin, henüz sadece 10 seneden beri Almanya’nın
kendisini bir göç ülkesi olarak kabul etmesine bağlayan Steinbach, buna rağmen
son yıllarda güzel gelişmeler olduğunun
da altını çizdi. Artık birçok şehirde Müslümanların varlığının tezahürü olarak camiiler inşa edildiğini ve bunun artık birçok şeyin değişeceğinin bir işareti olduğunu belirtti. Steinbach, bunun en büyük etkeninin Müslüman ve gayri Müslimlerin
artık birbirleri hakkında konuşmak yerine, birbirleriyle konuşmalarından kaynaklandığını ifade etti. Tübingen, Frankfurt, Münster ve Nürnberg şehirlerinde
kurulan İslam Bilim Enstitütülerini de bu
temel yapının oluşmasının başlangıcı olarak nitelendirdi.
Steinbach’ın konuşmasında özellikle
altını çizdiği bir diğer nokta farklı dinleri
barındıran bir birliktelik için evrensel bir
oluşuma ihtiyaç duyulması ve bu oluşum
için her iki kesimin de fedakarlık yapmaları gerektiği idi. Biz de, tartışmalı kimi
yorumlarına rağmen, Steinbach’ın altını
çizdiği noktaların önemsenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
HAYAT
arih boyunca bütün devlet,
ideoloji ve izmlerin hepsi
gençlik üzerinde hesap yapmışlar ve yapmaya devam edeceklerdir.
Her toplum, emel ve arzusunu,
gaye ve hedefini gerçekleştirmek için
temel taşı olarak kullanacağı gençliğe ihtiyaç duymaktadır. Müsbetmenfi yapılacak her harekette gençlik ana unsurdur. Kanlı ihtilal ve devrimlerde de gençlik devrededir. Islah
ve ihya hareketlerinde de gençlik işin
merkezindedir. Biz bu yazımızda
müslüman gençlikle ilgili bir-kaç hususu ifade etmeye çalışacağız.
Öncelikle şunu ifade edelim ki;
İslam gençliğe ziyadesiyle önem ve
değer vermiştir. Bu değer verme başka sistem, ideoloji ve izmlerde olduğu gibi onları ‘’kulllanma’’ şeklinde
değil onları koruma ve kollama anlayışı ve amacı dahilindedir. Onları
çevrenin, nefislerinin ve en büyük
düşman olan şeytanın şerrinden, kötülüklerinden ve tuzaklarından koruma şeklindedir. Onlara asılsız ve
sahte şeyler vadetme yerine şahsiyet,
onur ve izzetlerini muhafaza ve karşılığında Cennetle ödüllendirilme
vadedilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v):
“Cenab-ı Hakk kendisine ibadet ederek büyüyen genci, hiçbir gölgenin
bulunmadığı kıyamet gününde Arşının gölgesinde gölgelendireceğini’’
müjdelemektedir.
Kendi elleriyle yaptıkları şeylere
tapanlar izzet ve onurlarını nasıl koruyabilirler? Nefis ve şehvetlerinin,
dolayısıyle şeytanın kölesi ve oyuncağı olmuş kişilerin şahsiyet ve şereflerinden bahsedilebilir mi? İşte İslam, müntesibi olan gençleri ve haddizatında (esasında/aslında) bütün
gençleri ve herkesi yukarıda ifade
edilen durumlardan korumak ve
kurtarmak istemiştir. İslam`ın ve insanlığın Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) gençleri canı gibi sevmiş
ve gözü gibi korumuştur. Onlara o
güne kadar hiç kimsenin vermediği
değer ve kıymeti vermiş ve onları
bağrına basmıştır. Onları fırsat buldukça övmüş ve bu övme kuru bir
övgüden ibaret kalmamış, onlara gereken önem ve değeri de vermiştir.
Bu değerin ifadesi/isbatı olarak onlara genç yaşlarda çok önemli görevler
vermiştir. Kur’anı yazma şerefiyle
görevlendirilenler
gençlerdendi.
Müezzinlik gibi önemli ve tarihi görev genç ve köle olan Bilal’indi. İslam
Tarihinin ilk öğretmeni ve tebliğcisi
ve aynı zamanda sancaktarı Mus’ab
b. Umeyr genç bir sahabi idi. Usame
b. Zeyd koca bir ordunun başına komutan olarak tayin edildiğinde 20
yaşlarında genç bir delikanlı idi.
Genç yaşta İslamı kabul eden Zübeyr
b. Avvam’ı Hz. Peygamber kendisine
T
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 21 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Ahmet ÖZDEN
[email protected]
Özlenen Gençlik
yardımcı olarak tayin ediyordu.
Hz. Peygamber (s.a.v) İslam ümmetine gençler hakkında tavsiyelerde bulunmuş ve onlarla ilgili hassasiyetini şu şekilde ifade etmişlerdir.
“Gençler hakkında sizlere hayrı tavsiye ederim. Zira onların kalpleri çok
incedir. Allah (c.c) beni kolaylık dini
üzere gönderdi. Yaşlılar bana karşı
geldi, gençler beni destekledi’’ buyurdular.
Bu tavsiyenin içinde şahsiyetli
gençliğe sahip çıkma ve onları koruma düşüncesi de vardır. Hz. Peygamber gençliğe hiçbir zaman öfkelenip
kızmamış ve onların kalblerini incitmemiştir. On yılı aşkın bir zaman
Resulullah’ın hizmetinde bulunan
Enes b. Malik, Efendimizin bir defacık da olsa kendisine kızmadığını,
şunu niçin böyle yaptın? ya da bunu
niçin şöyle yapmadın? diyerek azarlamadığını söyler.
Çocuklara ve gençlere bir şey söylediği vakit onları severek ve ey oğulcuğum, ey yavrucuğum gibi samimi
ifadelerle hitab ederdi. Bir örnek olması açısından bunlardan birkaçını
sunmak istiyoruz.
Enes b. Mâlik Resülullah’ın (s.a.v)
kendisine şöyle buyurduğunu rivayet
eder:
“Ey oğulcuğum! Gücün yettiği
kadar kalbinde kimseye karşı kötü
bir şey olmaksızın sabahlamaya ve
gecelemeye çalış.”
“Ey oğulcuğum! Bu benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi ihya eder, yaşatırsa beni sevmiş olur;
kim de beni severse, Cennette benimle beraber bulunur.” (Tirmizi,
edeb: 63)
“Ey oğul! Evine girdiğin zaman
evdekilere selam ver. Verdiğin bu selâm hem sana, hem de ailene bereket
getirir.“ (Tirmizi, istîzan:10 )
Abdullah b. Abbas rivayet ediyor:
Birgün Resülullah`ın (s.a.v) terkisinde (binitinin arkasında) bulunuyordum.
“Ey yavrucuğum, sana bazı şeyler
öğreteyim” dedi ve şöyle buyurdu:
“Sen Allah’ın emir ve yasaklarını
koru ki, Allah da seni korusun.”
“Allah’ın emir ve yasaklarına riayet et ki, Onun yardım ve inayetini
devamlı yanında hazır bulasın.”
“Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste. Bir yardım dileyeceğin
zaman Allah’tan yardım dile.”
“Şunu da iyi bil ki: Bir hususta
yardım etmek maksadıyla bütün
millet biraraya gelse Allah’ın senin
için takdir etmiş olduğundan öte bir
yardımda bulunamazlar.”
“Sana zarar vermek maksadıyla
hepsi biraraya gelseler, yine Allah’ın
senin hakkında takdir ettiğinden öte
bir zarar veremezler.”
“Kalemler kaldırılmış, sahifeler
kurumuştur. Meydana gelecek her
şey önceden tesbit ve takdir edilmiştir.” (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyame: 5)
Kur’ân’da da bu mânâdaki öğütler
peygamberlerin oğullarına nasihati
şeklindedir. Bu peygamberlerin başında Hz. İbrahim ve Hz. Yakup gelmektedir. Hz. Lokman’ın oğluna
yaptığı nasihat ise son derece dikkat
çekicidir. Bilindiği gibi ilk iki peygamberin oğulları kendileri gibi birer peygamberdi. Dolayısıyla bu
öğütlerin bir kısmı peygamber babadan, peygamber oğula olmaktadır ki,
çok hayati bir mahiyet arz etmektedir. Hz. İbrahim ve Hz. Yakub’un
oğullarına öğütleri: “İbrahim ve Yakup kendi oğullarına ‘Ey evlatlarım’
diye tavsiyede bulunmuştu. ‘Allah sizin için bu dini seçti. Siz de sebat
edin ve ancak Müslüman olarak ruhunuzu teslim edin. (Bakara: 132)
(Hz.Yakub) Ey oğullarım! Gidin
özel köşe
de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden
ümit kesmez. (Yusuf: 87)
Lokman, oğluna öğüt vererek:
“Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma!
Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür”
demişti. (Lokman: 13)
(Lokman, öğütlerine devamla
şöyle demişti: “Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal
tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir
kayanın içinde veya göklerde yahut
yerin derinliklerinde bulunsa, yine
de Allah onu (senin karşına) getirir.
Doğrusu Allah, en ince işleri görüp
bilmektedir ve her şeyden haberdardır. (Lokman: 16)
“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği
emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu
bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.”
(Lokman:17)
Çağımızın Müslüman Gencinde
Olması Gereken Özellikler:
1. Sahih ve sağlam bir itikada sahip olmalı.
2. Beş vakit namaz kılmalı.
3. İslam, Kur’an, Sünnet yegane
ölçüsü olmalı.
4. Büyüklerine saygılı, küçüklerine şefkatli olmalı.
5. Adaletli ve insaflı olmalı.
6. Hayatının her safhasında ölçülü, ifrat ve tefritten uzak, (Sevgide ve
buğzda) itidalli olmalı.
7. Hizipçilik militanlığı ve holiganlığı yapmamalı.
8. Haram lokma yememeli.
9. Az konuşup, çok iş yapmalı.
10. Paraya, menfaate, lükse, konfora, aşırı tüketime, israfa düşkün
olmamalı.
11. Sanat ve estetik boyutu güçlü
ve ince ruhlu olmalı.
12. Şehir ve medeniyet terbiyesine, görgüsüne, nezaketine sahip olmalı. Başka bir deyimle bedevî/kaba
müslüman olmamalı, medenî müslüman olmalı
13. Okuyan, düşünen ve ilim ehli
olmalıdır.
14. İhlaslı ve samimi ve sabırlı olmalı.
15. Ümmet şuuruna sahip olmalıdır.
Bu vasıfları taşıma gayreti göstermeyen bir gencin boyundan büyük
laflar etmesinin fazla bir önemi ve
değeri olmaz. Ziya Paşa derki: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”
Sevgili genç okurlarımızın Ord.
Prof Dr. Ali Fuat Başgil merhumun
“Gençlerle Başbaşa” isimli eserini
okumalarını hararetle tavsiye ederim.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 22 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Wuppertal Eyüp Sultan’da İlk Cuma Namazı ve Açılış Töreni
GMG Düsseldorf Bölgesi Wuppertal Şubesi Eyüp Sultan Camii
Schwarzbacherstr. 168a adresinde
açıldı. İlk Cuma Namazı kılındı. Gazetemize konuşan Eyüp Sultan Camii
Başkanı Celal Akgün: “Burayı iki yıl
önce aldık. Toplam yüzölçümü 650
metre kare 550 kapalı alan 25 arabalık
Tief Garaj var. İmkanlarımız dahilinde Mescit bölümü bitti. Lokal bölümümüz de var. Hocamızın lojmanı tamam. Erkekler WC hazır. Mescit bölümünü açtık. Mali imkanlarımız şu
an biraz sıkıntılı. Burada faaliyetlerimize devam edeceğiz. Buralar bugünlere geldi. Bize Allah böyle bir yer nasip etti yapılacak daha çok işimiz var.
Burada belki Müslümanlardan biri çı-
I
kar bize yardım eder diye ümit ediyoruz.
Villisch Cami İmamı Ahmet Taşcı’nın kıldırdığı ilk Cuma Namazında
Müezzinliği Tezcan Altan yaptı. Cami
İmamı Cemiyet Başkanı Celal Beyi
tebrik ediyorum başkanımızı yalnız
bırakmayın müminlere hatırlatın burada bulunsunlar gelsinler.
Cemiyet Başkanı Celal Akgün de
konuştu. “Camimize üye olalım lütfen. İnşaatımıza devam ediyoruz. Eğitim ve Nachhilfe başlayacak hanımlara ev sohbetleri burada olacak ve insanımıza hizmetlerimiz devam edecek”
dedi.
Açılış Programı IGMG Düsseldorf
Bölgesinden Ahmet Turan Koçyiğit’in
okuduğu Kur’an-ı Kerim ile başladı.
Programa IGMG İrşad Başkan
Yardımcısı Hulusi Ünye, IGMG Düsseldorf Bölge Başkanı Yaşar Erim,
IGMG Düsseldorf Bölgesi yönetiminden Erdoğan Ok, Ahmet Turan Koçyiğit, Solingen Cemiyet Başkanı, Velbert
Cemiyet Başkanı, Metman Cemiyet
Başkanı, Wuppertal Yunus Emre Camii Cemiyet Başkanı, Düsseldorf Bölgesi yönetimi ve şube başkanları ile
çok sayıda davetli ve vatandaşımız katıldı.
Ali Harun Balkaya`nın sunduğu
programda Cemiyet Başkanı Celal
Akgün bir selamlama konuşması yaptı. Başkan Akgün: “Camimizin bütün
Wuppertal halkına ve bütün insanlığa
hayırlı ve ugurlu olmasını diliyorum”
dedi.
İslam Toplumu Milli Görüş Düsseldorf Bölge Başkanı Yaşar Erim:
“Cemiyeti tebrik ederek canla başla
çalışan Wuppertal-Oberbarmen Cem.
Bşk. Celal Akgün çalışma ekibi ve cemaatimizin gayretleri sonucunda bu
güzel mekanı satın almak suretiyle açtılar. Emeği geçenlerden Allah razı olsun” dedi
Genel Merkez İrşad Başkan Yardımcısı Hulisi Ünye cami açmanın
faydaları ve sevabı hakkında bilgiler
vererek teşekkür etti.
Programda hayırsever vatandaşların bağışladıkları adak kurbanlarından da misafirlere ikramlar vardı.
IGMG Köln Bölgesi Öğrencileri Bilgide Yarıştı
GMG Köln Bölge şubelerinde öğrenim gören gençler 2011-2012 Öğretim
yılında öğrendiklerinin finalini geçtiğimiz günlerde taçlandırdılar. 9-10 yaş
gurubu ve 11-12 yaş gurubu olarak 2 bölümde yapılan yarışmada gençler yöneltilen 28 sorunun cevabını bulmaya çalıştılar.
Proğram Bölge Eğitim Başkanlığı ve
Kadın Kolları Başkanlığınca ortaklaşa düzenlendi.
Yarışma proğramı 2012 Köln Kur`an
okuma birincisi Sefer Furkan Ahmedoğlu`nun okuduğu Kur`an tilavetiyle başladı.
IGMG Köln Bölge Başkanı Mehmet
Dal hoca açılış konuşmasında heyecanlı
olan çocukların heyecanını yatıştırmak
için onlara moral vererek “şubeniz adına
buraya katılmanız bir kere sizin birinci olduğunuzu kanıtlamış’’ dedi.
Küçükler katagorisinin jüri üyeleri İrfan Bakşiş Komisyon başkanlığında Kazım Bey ve Ahmet Çakılcı oldu.
Yapılan yarışmanın sonunda birincili-
I
ği Bonn`dan Esra Çakır, ikinciliği Bölge
Eğitim Merkezinden Eslem Sude Yeneroğlu, üçüncülüğü Siegen`den Emre Çilingir yarışmacı arkadaşlarından bir adım
önde bitirdiler.
Verilen molanın ardından Siegen ve
Cohrweiler şubeleri çocukları ilahi ve şiir
okudular.
Yarışmanın ikinci bölümü Bölge Eğitim Başkanının kısa sunumu ardından
start aldı. İrfan Bakşiş Dr. Fatih Koyuncu
ve Yahya Altın Jüri üyeliğinde yarışan
gençler yarışmanın sonunda merakla sonuca kilitlendiler.
Yarışmanın değerlendirme çalışması
bölümünde Köln Bölge Aile danışmanı
Eğitimci Şaban Yarar hoca katılımcılara
bir seminer verdi.
Yarışmanın ikinci bölümdeki sıralamada şöyle oldu. Birinci Troidorf şubesinden
Enes
Köylüoğlu
ikinci
Stolberg`den Abdurrahman Yazıcı, üçüncü ise Ehrenfeld`den Talha Öz oldu.
Yarışma sonunda SELAM Gmbh katkılarıyla tüm çocuklara Selam ürünlerinden oluşan hediye paketi verildi. Proğramın diğer sponsorluğunu Mim Komdan
Mehmet Cambaz, Ahmed Budak ve Murat Yarmadelen beylerin şirketleri üstlendiler.
Selam Gmbh müdürü Halil Ayan yaptığı kısa selamlama konuşmasında: “bu tip
hayırlı yarışmalarda her zaman destek olmaya hazır olduklarını tekrar beyan etti.
Ayrıca yarışmada dereceye giren çocuklar para ödülü sahibi oldular.
IGMG Köln Bölgesi konferans salonunda yapılan yarışmaya çocukların velilerinin yanı sıra oldukça kalabalık izleyici
gurubu sonuna kadar yarışmayı takip etti.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 23 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Nürnberg Caddeleri Hadis-i Şeriflerle Süslendi
“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”
“Der beste Mensch ist derjenige, der den Menschen nützlich ist.” Hz. Muhammed’in (s.a.v) bu sözü Nürnberg sokaklarını 10 gün boyunca süsledi.
İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) Nürnberg´te
bir ilki daha gerçekleştirmiş olmanın hazzını yaşıyor.
Nürnberg´in merkezi yerlerinde 11 adet büyük
panolarda afişlemesi yapılan Hadis-i Şerifler Nürnberg sokaklarını süsledi.
IGMG Kuzey Bavyera Bölge Başkanı Orhan Sarı:
“Uzun bir süreden beri Avrupa basınında yer alan haberlerle İslam ile özleştirilmeye çalışılan bir çok olumsuz davranışlar birçok Avrupalı`nın iç dünyasında İslam´a ve Hz. Muhammed (sav)´e karşı yanlış düşün-
celer oluştuğu olgusundan yola çıkarak Peygamber
Efendimizin bu Hadisi Şerif´ini Nürnberg kamuoyu
ile paylaşmayı uygun bulduk.
Bu çalışmalarımız Eski Bölge Başkanımız Bilal De-
miroğlu zamanında başlatılmış ve bizler tarafından
sürdürülmektedir.
Yüce Allahımızdan bizlere bu çalışmaların ışığında, daha iyi ve güzel hizmetlerde bulunmayı ve toplumun yararına olan çalışmalarda öncü olmayı nasip etmesi niyazında bulunuyoruz” dedi.
IGMG Kuzey Bavreya Bölge Başkanı Orhan
Sarı devamla: “MİLLİ GÖRÜŞ teşkilatımız son
günlerde müslümanlara karşı yükselen islamafobi`den dolayı, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammet (s.a.v)´in örnek yaşantısından hepimize
yol gösterecek olan “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” Hadisi Şerif´ini kendimize rehber edinip, geçmişte olduğu gibi, gelecek
günlerde de, yeni programlara öncülük ederek
güzel ve sürpriz çalışmalarımızı gerçekleştireceğiz inşaallah.
Bu vesileyle daha önceki Bölge Başkanımız
Bilal Demiroğlu beye de yaptığı hizmetlerinden
dolayı teşekkür eder bundan sonra çalışmalarında başarılar dilerim” dedi.
Lahn Dillkreis Landratı Hr. Wölfgang Schuster
Haiger Milli Görüşü Ziyaret Etti
eçtiğimiz günlerde Lahn Dillkreis Landratı Hr. Wölfgang Schuster, SPD Parti
sözcüsü Hr. Karlheinz Pfaff, AVO Hr. Nabi Demirkan, Yeminli Tercüman Mehmet Emin
Özbek, çok sayıda komşu cemiyet başkanı ve cemaati Ausländerbeirat ve Haiger Camii cemaatı
bu yararlı geçen toplantıda hazır bulundular.
Cuma Namazına müteakip yapılan ziyarette
göçmenlerle ilgili konular masaya yatırıldı ve
üzerinde müzakereler yapıldı. Dilek ve temenniler yetkililere sunuldu.
Masaya yatırılan konular şu dört konu üzerinde yoğunlaştı.
a-Okullarda Türkçe ana dili eğitimi
b-Okullarda İslam din dersinin müfredata
konması (diğer gruplara tanınan hakkın tanınması)
c-Şoksuz helal kesim müsaadesi
d-Vatadaşlığa geçişin daha şeffaflaştırılması
ve başörtülü hanımların sorunsuz iş yeri bulmaları.
Haiger ve çevresindeki cemaatin yoğun ilgi
gösterdiği ziyaret Landrat Hr. Schuster`in tekrar
seçilmesi dileklerinde bulunularak son buldu.
G
Bahnhofstr. 50 · 63129 Obertshausen · Tel: 0176-60986543
[email protected] · www.ziyafet.de
Kur`an-ı
Kerim
Tilaveti
Çekilişler
ve
Hediyeler
Araştırmacı-Yazar
IGMG Genel Sekreteri
IGMG Hessen Bölge Başkanı
Ezgileriyle
Abdullah YILDIZ
Oğuz ÜÇÜNCÜ
Bilal KAÇMAZ
ALPER
Satış
Standları
İllüzyonist
Offenbach Mevlana
Çocuklar İçin
Ebru Sanatçısı
Michael STERN
Mehteran Ekibi
Hüpfburg
Orhan ERDOĞAN
Ana Sınıflarının
SUNUMU
İlahiler
ve
Ezgiler
Seçkin
Hatipler
Leziz
Türk
Mutfağı
Bölge Merkezi Binası
Gutenbergstr. 9 . 65428 Rüsselsheim
İrtibat Tel: 0177-3140063 . 0177-9120992
Eğlence
Gülmece
Güldürmece
Katkılarından Dolayı Tüm Sponsorlarımıza Teşekkürler
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 25 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
haber
Dünya Göz Frankfurt: “Gözünüz Bize Emanet”
vrupa’nın en büyük özel göz hastaneler zinciri olan ve JCI, ISO ve TÜV belgelerine sahip Dünya Göz Grubu’na bağlı Dünya Göz
Frankfurt, katarakt, keratakonus ve lazer tedavi
yöntemleri konusunda bilgilendirme toplantısı düzenledi. Toplantıya konuşmacı olarak Dr. Fazıl Peru
A
ve İstanbul Etiler Dünya Göz Hastanesi’nden Dr.
Ayhan Pulur katıldı.
Frankfurt’un en prestijli bölgelerinden Schaumainkai Caddesi’nde yer alan merkez, hizmet kalitesi ve özel olarak dizayn edilen odaları ile 5 yıldızlı
otel konforuyla Avrupalılara en gelişmiş lazer tek-
nolojisiyle hizmet veriyor.
Dr. Fazıl Peru, “Göz hastalıklarının doğru teşhis
ve tedavisini gerçekleştirecek branşlaşmış kadrosu,
göze özel tasarlanmış ameliyathaneleri ile her türlü
göz cerrahilerinin yapıldığı büyük bir merkez olan
Frankfurt Dünya Göz hastanesinde hem özel hem
de devlet sigortası sahibi Alman halkı ve Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşları hizmet alabilirler. Dünya Göz Frankfurt, Hepa filtreli iklimlendirme sistemleriyle havadaki tüm mikrop ve
bakterilerden arındırılmış ameliyathaneler, en
üst düzeyde hijyen ve sterilizasyon sağlayan
ekipmanlarla donatılmıştır” dedi.
Dr. Ayhan Pulur da, “İlaç ve gözlükle katarakt hastalığının tedavisi mümkün değildir.
Katarakt, doğuştan da olabilir ancak en sık yaşa bağlı olarak ortaya çıkar. Oluşmuş bir kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat şeffaflığını kaybetmiş olan göz merceğinin alınarak
yerine yeni bir göz merceğinin yerleştirilmesi
sistemine dayanmaktadır. Hastalığın belirtileri,
çift görme, şekilsiz veya bulanık görme, renklerin zor veya soluk algılanması (özellikle mavi),
akşamları görmede zorluk yaşanması veya gece
körlüğü, parlak ışıkların etrafında hare ya da
kamaşma, Kontakt lens veya gözlük numaralarının sık sık değişmesi, derinlik hissinin kaybıdır. Dolayısı ile bahsettiğim konularda şikayetçi olanlar bir an önce merkezimize gelerek tedavi yaptırmalıdırlar. Bunun yanı sıra gözün en
önde yerleşimli saydam tabakasının yani korneanın, ilerleyici incelme ve sivrileşmesiyle görülen hastalığa keratakonus denir. 20-40 yaş
arasında ilerleme gösterip 40 yaştan sonra durağan döneme girer. İlerleyen miyop ve astigmat, kornea incelmesi ve sivrileşmesi ile belirti
vermeye başlayan keratokonus hastalığına, çok
özel tetkiklerle erken dönemde teşhis konulabilir. Devamlı değişen gözlük numaraları, ilerleyen miyop ve astigmat, gözlüğe rağmen düşük
görme düzeyi keratakonusun belirtileridir.
Uzun dönem alerjik konjunktivit, gözleri sürekli ovalama, aile bireylerinde keratokonus
görülmesi gibi nedenler de dikkate alınmalıdır” dedi.
Frankfurt Dünya Göz Hastanesi’nde lazere
uygun olduğu belirlenen kişilerde uygulanan
son teknoloji Intralase (bıçaksız) lazer teknolojisi ile görme kalitesinde yüzde yüze varan başarılı sonuçlar elde edildiğini kaydeden Dr. Fazıl Peru da, “Gözlerinizi Dünya Göz’e rahatlıkla emanet edebilirsiniz. Merkezimizde lazer
ameliyatı olmak isteyen kişilerin sadece yüzde
50’sinin gözleri tedaviye uygun bulunmaktadır.
Gelin, siz de lazere uygun olup olmadığınızı,
göz muayenenizin yanı sıra yapılacak ücretsiz
lazer tetkikleriyle, 50 binin üzerinde lazer vaka
tecrübesi bulunan hekimlerimizle görüşerek
öğrenin” diye konuştu.
COCUKCA
.
.
Hazırlayan: DAVUT ŞAHİN / [email protected]
HOCA NASREDDİN’İN BİRİ BİR GÜN
Şeyyad Hamza adında, arif, kamil bir veli vardı. Bir gün
Nasreddin Hoca’ya:
“Be hey hoca, bu alemde maskaralıktan başka ne kazancın
var? Bilmediğimiz bir hünerin varsa hemen göster. Bir meziyetin varsa ondan biz de yararlandır” der.
Hoca Efendi de ona: “Senin ne gibi bir hünerin var? İnsanlara
ne yolda yararlı olmaktasın?” diye sorar.
Şeyyad der ki:
“Benim hünerim çoktur. Derecemin yüksekliğini ise sınırı hiç
yoktur. Her gece bu dünya aleminden geçerim. Birinci kat
göğün sınırına kadar uçarım. Göklerdeki makamlarda dolaşırken kendinden geçerim. Göklerdeki makamlarda dolaşırken,
kendimden geçerim. Kainatın sırlarını seyrederim” der.
Nasreddin Hoca gülümseyerek şöyle der:
“Hoca, hoca! Hiç o sıralarda yüzüne gayet yumuşak, yelpaze
gibi bir şey dokunur mu?”
Şeyyat Hamza, gayet rahat:
“Evet, Hoca Efendi evet…” deyince Nasreddin Hoca taşı gediğine koyar:
“İşte o bizim uzun kulağın kuyruğudur.”
BUGÜN NE DUA EDELİM
EY ALLAH’IM;
Şu geçici dünyayı en büyük
kaygımız ve ilmimizin son
hedefi kılma. Bize dini ve
dünyevi musibetler verme.
Günahlarımız yüzünden, bize
merhamet etmeyecekleri
başımıza musallat etme.
Bize rızık ver. Sen merhamet
edenlerin en merhametlisisin.
BULMACA
2
3
4
Ben de Padişahım!
ri çıkıp padişahı selamladıktan sonra, “Padişahım! Benim
açıyor,
sararıp
bitkiler,
çiçek
bir şikayetim
var”dökülmüş
deyince, Sultan,
“Söylenasıl
de tedbir
edeveriyor.
Ölmüş
de yeniden
diriliyorlar
lim. Haklıysan
haksızı
cezalandıralım”
dedi. O sanki.
adam da
Bu
bize
bir şey hatırlatıyor mu?
şöyle
anlattı:
Hepinize
mutluKerim
Hıdırellez’ler.
“Padisahım!
Ağa denen eşkıya bana zulmetti.
Gözlerinizdeki
sönmesin,
Malımı, mülkümünur
alıp hiç
çoluk
çocuğumlaAllah’a
sokaklara attı.
emanet olun!
Memleketin varlıklı ailelerinden iken, bir lokmaya muhtaç oldum.”
Padişah şahitleri dinledikten sonra, Kerim Ağa’yı ge-
tirtti ve ona sordu: “Ağa! Hakkında şikayet var. Mazlumları soyar, mallarını alarak sokaklara atarmışsın. Doğru
mudur?”
Ağa özür dileyeceği yerde, ileri geri konuşmaya başladı:
“Ben yeniçeriyim” diye diklendi. Bunun üzerin padişah hiddetle yerinden kalkıp adamın yakasından tutarak:
“Bre densiz! Sen yeniçeri isen, ben de padişahım!”
dedi. Ağa cezalandırılıp haklıya hakkı teslim edildi.
MAYIS AYININ 6’SINDA HIZIR GÜNLERİ İLE YAZ BAŞLAR VE
186 GÜN SÜREREK 7 KASIM’DA SONAR ERER
O BİZİM
UZUN KULAĞI
KUYRUĞUDUR
1
BİZDEN SİZE
SEVGİLİ çocuklar;
Osmanlı günü
padişahlarından
Sultan İbrahim,
cömert ve
Hıdırellez
gelince hepimiz
neşeleniriz.
merhametli
biri idi.kapalı kalman acısını
Kış
boyu evde
Fakirlere çok ihsanları vardı. Hazine gelirlerin düzçıkarırız.
gün toplanıp,
yerli yerince
harcar,
maaşların
gecikmeden
Kırlara
çıkarız,
ağaçlara
iyice
bakarız.
Kışın
ödenmesinehale
dikkatgelmiş
ederdi.olan
Tebdil/i
kıyafetle
(kılık
değişkupkuru
dallar
nasıl
yaprak
tirmek) şehirde dolaşır, halkın ihtiyaçlarını yerinde gözetlerdi.
Bir defasında padişah Edirne’de iken halktan biri ile-
5
H
IDRELLEZ Mİ,
IZIR-İLYAS MI?
HAZRET-İ Musa(a.s.) zamanında hükümdarın birinin
temiz niyetli bir oğlu kendini dine verir, dinî hayat
yaşayıp hizmetlerle hayatını değerlendirmek ister.
Hükümdar oğlunun kendini dinî hizmetlere
vakfetmesi, çevrenin irşadına yönelmesi Rabb’imizin de
hoşuna gider. Ona kerametler ihsan eder. Bu sebeple
bu genç irşat için gezerken uğradığı çorak araziler
yeşillenmeye başlar. Kupkuru çöllerin yemyeşil hale
gelişi, oradan hükümdarın oğlunun geçtiğini göstermiş
olur.
Arapça’da yeşilin bir adı da “hazr” olduğundan,
çorak yerlerin yeşillendiğini gören halk, “Buradan Hızır
geçmiştir” diyerek Hızır ismi şöhret bulmaya başlar.
Bir ara bu genç, zamanın peygamberi İlyas (a.s.) ile
de buluşur. Böylece İlyas (a.s.) buluştuğu güne halk Hızır–
İlyas buluşma günü olarak isim verir.
Sonraları bu isim halk dilinde Hıdırellez şekline
dönüşür. Böylelikle Hızır ile İlyas da Hıdırellez olup çıkar..
Hızır’ın aslında geçtiği yerleri yeşillendiren bir veli
mi, yoksa ayrıca bir de peygamber mi olduğu konusunda
çeşitli rivayetler vardır. Fakat gerçek olan odur ki,
velilerin hayatını yaşamakta olan Hızır aleyhisselam, beş
çeşit hayat derecesinin ikinci derecesinde yaşamaktadır.
Bu derecedeki hayat bizim gibi maddi şartlarla bağlı
değildir. Bir anda birçok yerlerde farklı görüntülerle
bulunabilir.
Bu yüzden halk arasında da “Hızır aleyhisselam
erişmiştir imdadına.” diye de söylentiler yayılmaktadır..
Bazen Hızır makamına çıkıp da Hızır’dan ders alan
velilerin de olduğu, bunların Hızır gibi darda kalanların
imdadına koştuğu, bu yüzden de onların da Hızır’ın
kendisi sanıldığı anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubat’ında bu
konudaki soru cevapta, “Hızır aleyhisselam hayattadır,
ancak onun hayatı ikinci derecede hayat olduğundan
birçok alimler hayatta olmadığını düşünmektedir.”
şeklinde bilgi vardır.
Hızır–İlyas buluşma günü olarak bildiğimiz altı mayıs
Hıdırellez bayramına bu bilgi ve ilgi bakılırsa herhalde
gerçeğe daha yakın bir bakışla bakılma ve kutlama söz
konusu olur.
Bugüne ait ateş yakılıp üzerinden atlanılması,
oyuncak evler yapıp gerçeğine kavuşulacağının
düşünülmesi,.. gibi âdetler, halkın iyilik temennilerinden
ibaret arzulardan sayılır.
DÜŞÜNCE DÜNYASI
KÖTÜ DUYGULAR
NEREDE KULLANILIR?
İNSANA sınırsız duygular verilmiş.
Sevgi, şefkat ve fedakarlık gibi iyi
olanların yanında kin, düşmanlık ve
kıskançlık, çekememezlik gibi kötü
olan duygular da var.
Bize verilen duyguların hiçbiri yok
edemeyiz. Bastırmaya çalıştığımız
üstesinden gelemeyiz. Fakat onları
sınırlandırmamız veya iyi yöne
yönlendirmemiz mümkün.
Kötü duyguları iyi yönde
kullanmak nasıl olur, görelim.
Kin ve düşmanlığımızı Allah’ın
düşmanlarına yöneltiriz.
1
2
3
4
5
FARK BULMACA
SOLDAN SAĞA:
1- Bir binek hayvanı. (Tersi) Tok olmayan.
2- (Tersi) Bir namaz vakti.
3- Depremde hasar gören bir ilimiz.
4- Tartmak için kullanılan bir isim.
5- Bağışlama. Yemek.
YUKARIDAN AŞAĞIYA:
1- Acı duyduğumuzda söylediğimiz kelime.
Uzaklık işareti.
2- Kabe’nin etrafında dönmeye verilen ad.
3- (Tersi) Allah’ın bir ismi.
4- Bir okul eşyamız.
5- Asmaktan emir. Başına “K” gelirse bir
mevsim olur.
Elbet onları sevemeyiz. Öyleyse
mü’min kardeşlerimizin küçük
kusurlarını görüp düşman olmak
yerine inanmayanlara düşman olalım.
Allah düşmanlarına kin duyalım,
kardeşimizi, arkadaşımızı kıskanırsak
hem kendimize, hem de onlara
kötülük etmiş oluruz. Kıskanmaya
değil de imrenmeye çalışalım.
Onlar gibi olmaya onlar gibi başarı
kazanmaya gayret gösterelim.
İyilikte yarışalım. Sınıftaki çalışkan
bir arkadaşımız kıskanmak yerine
onun gibi olmaya çaba gösterelim.
“Keşke ben de onu gibi
olabilsem” diyelim. Onun çalışmasını
kendimize örnek alalım.
İnat duygusunu da, boş, anlamsız
kullanmak gerekmez. Boş şeylerde
inat edersek, sonunda hatalı
olduğumuzu anlarız. Ama iş işten
geçer. İnadı, hak ve doğru bildiğimiz
yolda kullanmalıyız. Çalışmada,
vaktimizi boşa geçirmede, kötü
alışkanlıklarımızı terk etmede inat
etmeliyiz.
Kötü duygularımızı iyi yolda
kullanırsak biz karlı çıkarız.
Soldan Sağa: 1.At, çA. 2.habaS, 3.Van,
4.Tartı. 5.Af, Aş.
Yukarıdan Aşağıya: 1.Ah, aT. 2.Tavaf.
3.baR, 4.Çanta, 5.As, ış.
HAYAT
ehmed Akif Ersoy’un Safahat’ının Birinci Kitabında
“Kocakarı ile Ömer” adlı
bir şiiri yer alır. Bu şiirinde Akif Hz.
Ömer (r.a.)’ın halifelik devrinde yaşanan bir olayı anlatır. Kendisini Üstad-ı necibim diye tarif ettiği Namık
Kemal’ın oğlu Ali Ekrem beye ithaf
etmiş olduğu bu şiirindeki vak’ayı
muhakkak bir zaman bir yerde duymuşuzdur ve bize yabancı gelmeyen
bir vak’adır belki de. Fakat bilinen
bu olayı bir de Akif ’in kaleminden,
Akif ’in satırlarıyla, onun vezin ve
kafiyeleriyle okumak tamamen farklı bir duygudur. 170 mısradan ibaret
olan bu kısa olmayan şiirinin bazı
kısımlarını ele alalım. Umarım ki,
bu yazımı okuduktan sonra, Akif ’in
bu şiirini henüz tanımayanların veya
tanıyıp da tamamını okumayanların
içlerinde bir merak oluşur ve Akif ’in
“Kocakarı ile Ömer” şiirinin tümünü okurlar.
Hz. Ömer (r.a.) malum İslam tarihinde dört büyük halifenin (Hulefa-i Raşidin) ikinci halifesidir. Hz.
Ebu Bekir’den sonra hilafet gömleğini giyinmiştir ve bu görevini şehid
oluncaya kadar da hakkıyla yerine
getirmeye çalışmıştır. “Adalet mülkün temelidir.” diyen Hz. Ömer şecaatı, cesareti ve heybetinden ziyade,
bir de adaletiyle bilinen bir insandır.
İlle de adalet diyen Hz. Ömer, müslüman olduktan sonraki hayatında
hiç bir haksızlığa tahammül edememiştir. Halife olduktan sonra, devlet
reisi konumunda kendisi üzerinde
çok ağır ve korkunç bir devlet mesuliyeti hissetmiştir. Bulunmuş olduğu
bu makamın hakkını verememek
korkusuyla büyük çabalar sarfedip
gecesini ve gündüzünü bunun için
harcamıştır. Elinden gelse her yere
koşup yetişmek, bütün sıkıntıları
kendisinden bilip onları yoketmek
ister Hz. Ömer. Medine ve çevresindeki asayişi korumak için geceleri
bile, halk uyurken Medine sokaklarını gezer ve etrafı yoklar, ortalığın
düzende olduğundan emin olmak
için. Ve işin ilginç tarafı halife olarak
bizzat kendisi üstlenir bütün bu işleri, başkalarını haberi olmadan. Bütün bunları halife olmasına rağmen
değil de, halife olduğu için yapar.
Başkasına bırakmaz devlet işlerini,
çünkü bu öncelikle onun işidir.
Ömer’in işidir, asayişi korumak ve
halkına güven vermek.
Kendi karakterinde de Hz.
Ömer’i hatırlatan unsurlar bulunan
Mehmed Akif Ersoy işte “Kocakarı
ile Ömer” adlı bu şiirinde büyük halifenin hayatındaki bir meşhur olayı
anlatır. Olayın kısa şekli şöyle. Hz.
Ömer’in halifeliği zamanında bir çadırda yaşayan yaşlı ve fakir bir dul
M
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 27 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Selma ÖZTÜRK
[email protected]
Safahat’tan
“Kocakarı İle Ömer”
kadın üç torununu doyuramaz haldedir. Yine gecelerden bir gece Hz.
Ömer Medine halkı uykudayken sokakları gezmeye ve kontrol etmeye
çıkar. Halife kadının durumundan
bihaberdir ve tevafuk eseri bu gece
yolda Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Abbas bin Abdulmuttalip’e
rastlar ve onunla gece Medine sokaklarında gezerken, çadırdan gelen
sesleri duyarak oraya gider. Boş kazanda aş pişiren kadının ve torunlarının durumunu farkeden Hz. Ömer
önce üzülür – zira halife olarak kendisinin bu kadından sorumlu olduğunu bilir- ardından hemen eve dönüp bir çuval unu kendi sırtında taşıyarak kadının yanına döner ve orada kendi elleriyle ateşi yakan Hz.
Ömer açlıktan ağlayıp bağıran çocukların karnını doyurur ve ancak o
anda rahata kavuşur... Olay kısaca
böyle. Şimdi de vak’ayı Mehmed
Akif Ersoy’un kaleminden ele alalım.
Şiirinde Akif bu olayı Hz. Abbas’ın dilinden anlatır, yani bu olayı
anlatan şahıs Hz. Abbas’tır ve şöyle
başlar:
Yok ya Abbas’ı bilmeyen, kimdi?...
O sahabiyi dinleyin, şimdi:
“Bir karanlık geceydi pek de ayaz...”
İbni Hattab’ı görmek üzre biraz,
Çıktım evden ki yollar ıpsız.
Yolcu bir benmişim meğer yalnız!
Aradan geçmemişti çok da zaman.
Az ilerden yavaşça oldu iyan,
Zulmetin sinesinde ukte gibi,
Ansızın bir müheykel a’rabi!
...
Yani Peygamber Efendimiz’in
amcası Hz. Abbas soğuk ve karanlık
bir gecede Medine’de Hz. Ömer’i
görmek için evden çıkar. Issız yollarda kendisinden başka kimse olmadığını tahmin eden Hz. Abbas o anda
heykel gibi bir çöl arabını görür ve
bu yabancıyla selamlaştıktan sonra o
kişinin Hz. Ömer olduğunu farkeder
Bir de baktım, Ömer değil mi imiş!
- Ya Ömer! Böyle geç zaman, bu ne iş?
-Şu mahallatı devre çıkmıştım...
Gel beraber benimle, üç beş adım.
Derken Hz. Ömer Hz. Abbas ile
Medine sokaklarını dolaşmaya başlarlar.
Duruyor her evin önünde Ömer,
Dinliyor bi-haber içerdekiler.
Geçmedik en harab bir yapıyı,
Yokladık sağlı sollu her kapıyı.
Geldik artık Medine haricinde;
Bir çadır gördü, durdu kaldı yine
Medine’de her evi ve her kapıyı
yokladıktan sonra, şehir dışı mahallelere gelirler ve orada bir çadır ilişir
halifenin gözüne.
Ocak başında oturmuş bir ihtiyarca kadın.
“Açız! Açız! diye feryad eden çocuklarının;
Karıştırıp duruyorken pişen nevalesini;
Çıkardı yuttuğu yaşlarda çırpınan
sesini:
-Durundu yavrularım, işte şimdicek pişecek...
Fakat ne hal ise bir türlü pişmiyordu yemek!
Meğerse pişen aş değil de su imiş
ve zavallı çaresiz kadın torunlarını
avutmak için içindekinin yemek olduğunu diyesiymiş. Bu hali gören
Hz. Ömer kadına sorar ve aralarında
şöyle bir muhabbet geçer...
-Bu yavrular niçin ey teyze, ağlıyor, söyle?
-Bugün ikinci gün, aç kaldılar...
özel köşe
-O halde, neden biraz yemek
koymuyorsun?
-Yemek mi? Çömleği sen tirid mi
zannediyorsun?
İçinde sade su var; Çakıl taşıyla
beraber bütün zaman kaynar!
Ne çare! Belki susarlar, dedim.
Ayıplamayın.
-Peki! Senin kocan, oğlun, ya kardeşin, ya dayın...
Tek erkeğin de mi yok?
-Hepsi öldü... Kimsem yok.
-Senin midir bu küçükler?
-Torunlarım.
-Ne de çok!
Devam ederken sohbete Hz.
Ömer kadına neden halifeye gidip
yardım istemediğini sorar ve beynin
vurulmuş gibi bir cevap alır kadından.
-Adam amire gidip söylemez mi
halini?
-Ah!
Emir’e, öyle mi? Kahretsin ankarip Allah!
Yakında rayet-i ikbali ser-nigun
olsun...
Ömer, belasını dünyada isterim
bulsun.
-Ne yaptı teyze, Ömer, böyle inkisar edecek?
-Ya ben yetim avuturken, Emir
uyur mu gerek?
Burası gerçekten ürpertici bir an.
Yaşlı kadın önündeki şahsın Hz.
Ömer olduğunu bilmeden ona beddua ediyor ve suçluyor. En kısa zamanda mutluluk bayrağının yerlerde sürünsünmesini istiyor. Hz.
Ömer ise aciz bir halde kendisi adı
Emir’i savunmaya çalışsa da nafile...
-Zavallının işi çok, zaman bulup
gelemez;
Gidip de söylememişsen ne haldesin bilemez.
-Niçin hilafeti vaktiyle eylemiş
kabul?
Sonunda böyle çürük özrü kim
sayar makbul?
...
-Yetimin ahını yağmur duası
zannetme!
O sayha ra’d-ı kazadır gönderir
ademe!
Yani kadın burada Hz. Ömer’e giyaben bedduasında bu yavruların
ağıtlarının gök gürültüsüne dönüşüp Allah’ın gazabı şeklinde kendisine geri döneceğini söylüyor. Hz.
Ömer perişan, pişman, gücenmiş ve
bitkin bir halde Hz. Abbas ile sabaha
karşı oradan ayrılırlar ve eve dönerler. Orada halife bir çuval un bulur,
derhal sırtına yükler ve acilen geri
dönmeye yol alır. Hz. Abbas orada
ona:
HAYAT
-Ben götüreyim... Verir misin çuvalı?
-Hayır, yorulsa değil, ölse yardım
etme sakın:
Vebali kendine aiddir İbn-i Hattab’ın.
Kadın ne söyledi, Abbas, işitmedin mi demin?
Yarın, huzur-i İlahi’de, kimseler
Ömer’in
Şerik-i haybeti olmaz, bugünlük
olsa bile;
Evet, hilafeti yüklenmiyeydi vaktiyle.
Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa
koyunu,
Gelir de adl-i İlahi sorar
Ömer’den onu!
...
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 28 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
Ömer’den isteniyor beklenen
Muhammed’den...
Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu barı
sırtına sen?
O anda Hz. Ömer’in hem yüreğindeki yükü, hem de sırtındaki yükü ağır.
Uzak mı yol? Daha çok mu var?
-Ancak üç beş adım.
Mecali kalmamış artık zavallının... Baktım...
Ve çadıra varır varmaz Hz. Ömer
dinlenmeye bile vakit bulamıyor,
çünkü ocak sönmek üzere olduğunu
farkediyor
Hemen çakılları çömlekten indirip attı;
Uzandı testiye, yağ koydu, sonra
un kattı.
Oturmak istedi, lakin belaya bak
ki: Ocak,
Hemen sönüp gidecek...
-Teyze, yok mu hiç yakacak?
Sonunda Hz. Ömer yere yatıp üfleye üfleye ateşi yakar, sırtında taşıyıp getirdiği un ile yemeği pişirir ve
kendi elleriyle kablara yetimlerin yemeklerini paylaştırır ve yedirir.
Yemek sıcaktı, fakat kim durup
da bekliyecek?
Ömer çocuklara bir bir yedirdi
üfliyerek!
Ve kadına
-Yarın Emaret’e gel teyze, öğleyin
beni bul;
Emir’e söyleriz, elbette hayr olur
me’mul.
Yüzü gülmüştü teyzenin, baktık,
haber
Biz de çıktık veda edip artık.
Ertesi gün ise
Öğle geçmişti, çıktı geldi kadın.
-Galiba teyze, uykusuz kaldın!
İşte bağlanmak üzredir nafakan,
Alacaksın her ay gelip buradan.
-Şimdi affeyledin, değil mi beni?
-Böyle göster fakat adaletini.
Diyerek kadın oradan ayrılıyor.
Şiir böylece sona eriyor. Bu ve bunun gibi nice emsallerde, Hz.
Ömer’in adaletini ve kişisel mes’uliyetini görebiliyoruz. Ayrıca Mehmed Akif Ersoy’un kaleminden okumak ayrı bir zevktir.
Allah Hz. Ömer gibi hükmetmeyi
ve davranmayı ve Akif gibi düşünüp
yazan şairlerin yetişmesini nasip etsin!
Leverkusen’de ATiB Büyük Kurultay Şöleni Coşkulu Geçti
TİB, Köln yakınlarındaki Leverkusen şehrinin en büyük
kapalı spor salona olan SmidtArena’da, 20. Büyük Kurultay Şöleni’ni
gerçekleştirdi.
Kurultay şölenine Azerbaycan’dan,
Türkiye’den ve başta Almanya olmak
üzere Avrupa’nın birçok ülkesinden
ATİB’liler ve ATİB Dostları katıldılar.
T.C. Köln Başkonsolosu Mustafa
Kemal Basa, Azerbaycan Parlemantosu Milletvekili Ganire Paşayeva, BBP
Genel Başkanı Mustafa Destici, ATİB
Kurucu Genel Başkanı M. Serdar Çelebi, Avrupa Türk Kültür Dernekleri
Birliği (ATB) Genel Başkanı Erol Yazıcıoğlu ve Yardımcıları, Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi
(KRM) Dönem Sözcüsü Ali Kızılkaya,
Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek, UETD
Genel Başkanı Hasan Özdoğan, Avrupa Türk Caferiler Birliği (ATCB) Genel Başkanı Mehmet Irmak, ve İslam
Toplumu Milli Görüş, İslam Kültür
Merkezleri Birliği gibi daha birçok çatı kuruluşun üst düzeyde temsil edildiği, ATİB 20. Büyük Kurultay Şöleni’ne binlerce Avrupalı Türk katıldı.
Kur`an-ı Kerim ve ardından önce
Türk, daha sonra da Alman İstiklal
Marşlarının okunmasından sonra kurultay proğramı başlamış oldu. Gerçekten yoğun bir proğramın yükünü
hafifletmek için, daha misafirler sa-
A
londaki yerlerini almaya başlarken
ATİB bünyesindeki bazı derneklerin
folklor ekipleri ve müzik grupları maharetlerini sahnede göstermeğe başlamışlardı. Evsahibi sıfatıyla Kuzey Ren
Vestfalya Bölge Başkanı Tibyan Taşkın’ın, davetlileri selamlamasından
sonra görevi devredecek olan Genel
Başkan Selahattin Saygın mikrofona
davet edildi. Son dört yılda ATİB Genel Başkanı olarak hizmet ederken,
teşkilatın her kadamesindeki ATİB’lilerden, birlikte çalıştığı mesai arkadaşlarından ve kardeş kuruluşların
temsilcilerinden gördüğü destekten
dolayı memnuniyetini dile getirdi.
Selahattin Saygın, konuşmasını tamamladıktan sonra, proğramın takdimini yapan GYK Üyesi Harun Kılıç,
Saygın’ın sahnede kalmasını rica ederken, akabinde görevi devralan ATİB
Genel Başkanı İhsan Öner’i, açış konuşması yapmak üzere kürsüye davet
etti. Görevi devreden Selahattin Saygın’ın, sembolik olarak ATİB’in Altın
Anahtarı’nı görevi devralan İhsan
Öner’e takdim etmesi ve yeni seçilmiş
Genel Başkanı sıfatıyla Öner’in de, Selahattin Saygın’a bir buket çiçek takdim ederek uğurlaması, salonu dolduran binlerce ATİB’linin takdirini topladı.
Genel Başkan İhsan Öner’in, Batı
Avrupa Türklerinin öncelikli meselelerini açış konuşmasında teker teker
dile getirdi. ATİB Genel Başkanı
Öner, göçün 50. yılının kısa bir muhasebesini yaparak devam ettiği konuşmasında, Almanya ve Türkiye hükümetlerinin Göçmen Türklerin meselelerine yeterince ilgi göstermediklerini,
yeni nesillerin kültürel kimliğimizden
giderek uzaklaştırıldıklarını dile getirdi.
Ozan Yusuf Polatoğlu’nun, geleneksel “kurultay şiiri” büyük coşkuyla
salondakilerden karşılık buldu.
Ozan’ın 35. Sanat Yılı münasebetiyle,
kendisine ATİB Eski Genel Başkanı
Selahattin Saygın tarafından, Türk
kültürüne hizmetlerinden dolayı bir
plaket sunuldu. ATİB Genel Merkez
Heyeti de, Selahattin Saygın’a ve görevi bırakan Genel Başkan Yardımcısı
Mehmet Çubukçu’ya ATİB’deki kesintisiz ve her kademedeki hizmetlerinden dolayı birer teşekkür plaketi takdim etti.
Kurultaya iştirak eden T.C. Köln
Başkonsolosu Mustafa Kemal Basa,
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve
sivil kitle kuruluşlarının temsilcileri
yaptıkları kısa selamlama konuşmalarından sonra en çok dikkatleri çeken
ve salondakilerin sık sık alkışlarla karşılık verdikleri misafir konuşmacı,
Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva Hanımefendi oldu.
Daha sonra ATİB Kurucu Genel
Başkanı M. Serdar Çelebi, proğramın
yoğunluğundan dolayı konuşmasını
kısa tutacağını belirtti. Türkiye ve Avrupa arasında bir ufuk turu yapan Çelebi, Türkiye ve dünyadaki bazı gelişmeleri değerlendirdi, isim vermeden
belli ülkeşer tarafından sahnelenen
oyunlara dikkat çekti. Ve bu topraklarda kültürel varlığı koruyabilmenin,
“teşkilatlı, zengin ve eğitimli toplum”
dan geçtiğinin altını çizdi.
Kurultayın şölen bölümü biribinden maharetli sanatçılar geçidine
dönüştü: ATİB camiasının gözbebeği
iki sanatçısı, Ozan Yusuf Polatoğlu ve
Ozan Fedai’nin birlikte sahne almalarından sonra, okuduğu ilahileriyle
kendisini severek dinleyenlerin beklentilerini yerine getiren Abdurrahman Önül seyircinin karşısına geçti.
Özellikle gençlerin sabırsızlıkla beklediği Uğur Işılak sahneye çıkınca herkes salondaki yerlerini aldılar. Eğlence
bölümünü baştan sona kadar büyük
bir ustalıkla götüren Serdar Tuncer,
bazen okuduğu şiirlerle, bazen de anlattığı fıkralarla seyirciyi hem sahneye
kilitlemesini başarıyor, hem de kontrol altında tutabildiğini gösteriyordu.
En son sahneye çıkan, Türk Halk
Müziğinin Usta Sanatçısı Esat Kabaklı, okuduğu Türküler ve marşlarla bir
döneme damgasını vurmuş kuşağın
temsilcilerine unutulmaz bir gece yaşattı.
HAYAT
nce ALLAH'ın selamı rahmeti, bereketi, hidayeti,
mağfireti ebedi ve daima
müslümanların üzerine olsun.
O’nun Elçisi Nebisi ve Peygamberi
olan Muhammet Mustafa (s.a.v)
Efendimize ehline, aline ashabına
selam olsun. Onların kutlu yolundan yürüyenlere, vahyin getirdiğini
anlayıp vahdete koşanlara selam olsun... RABB'ül alemin olan yüce
Mevlamıza ne kadar hamd etsek azdır.
Sevgili Kardeşlerim! Bugün istedimki! Sizlerle dertleşelim. Çünkü!
Bugünlerde huzurlu olmadığımı
hissettim. Yüreğimde, yine hasret
rüzgarları esiyor. Gözlerimde yaş,
içimde fırtınalar kopuyor. Hasretin
o içimdeki ızdırabı sanki beni yakıyor. Dünyadaki bütün olumsuzlukların sonunda güzel şeyler olacak gibi yüreğimde de umutlar beliriyor.
Hüzünle sevinç arasında sıkışıp kaldım. Hakkımızda ne hayırlı olduğunu bilemeyiz. Sebebine gelince!
Bugünlerde en çok düşündüğüm
konu insan gerçekleri bildiği halde
niçin inat ederek o gerçekleri kabul
etmez. Nefsinin kurbanı olarak şeytanın isteklerine boyun eğer. Bilmediği konularda niçin ahkam çeker.
Kardeşim dediği insanları nasıl öldürür? Ne hakla? Neye dayanarak?
Rabbim bizi doğruları kabul eden
eğrilerden kaçan kullarından eylesin. Ömrümüzden günler, dakikalar,
saniyeler, saliyeler hatta saliseler eksilirken bizimde vaktimiz eksilip
durur. Nasıl desem, nasıl anlatsam
bilemiyorum. Hergün yatağımıza
yatarken o günün hesabını yaptık
mı? Kârda mıyız, zararda mıyız?
Kendi nefsimizi ne kadar kontrol
edebilirsek, o kadar az hata yaparız.
Tabiki RABB'ül aleminin yardımı
olduğu müddetçe. Haydi diyorum
sevgili kardeşlerim bu günden sonra
nefis muhasebesi yapmadan yatağımıza yatmayalım. Diyeceksiniz ki,
bunları bizlere zaten hep hatırlatıp
duruyorsun. Kardeşlerim sizleri bir
Müslüman olarak çok seviyorum.
İstiyorum ki ahirette hepimiz komşu olalım. Bir Müslümanın ayağına
taş dokunsa etkileniyorum. Çünkü!
Kendimi vücudumdaki organlarımdan birine zarar gelmiş gibi hissediyorum. Bak yine hatıralarım sanki
sislenerek gözümün önüne geldi.
Her gün olan olaylarla birlikte beni
kederlendirdi. Sanki her günün hüznü, acı, gözyaşı, çile, ızdırap ve hırsı
bitmiyor. Her gün insanlar birbirini
yerken, en akıllı yaratık olan insan.
En vahşi olan yine insan. Güzel düşlere bile fırsat bırakmıyor. Zaman
denen müddet akıp gidiyor. Şöyle
diyorum! Küçücük dünyamda yalnızlık denizine dalıp hatıralarımı
Ö
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 29 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
M. Salih AYDIN
[email protected]
Hacarabın Serüvenleri 56
canlandırsam. Kesinti yapmadan
hesabın çarpmasını, bölmesini, çıkarmasını ve toplamasını yaparak
gecelerimde yeniden RABB’ime iltica ederek duygulansam. Ah kardeşlerim herhalde hiçbir zaman böyle
bir fırsatım olmayacak. Şu dünyaya
dün geldik, bugün yaşıyoruz, yarın
ne olacak bilemiyorum. Çünkü yarını RABB'imden başka kimse bilemez. Bu dünyada ardından dua gibi
tasadduk gibi devam eden güzel şeyler bırakmak istiyorsan. İnsanları
sabırla dinlemeyi ve yanlışların varsa yanlışlarını fakat karşındaki yanlış ise onunda kalbini kırmadan yaklaşmak. Arkanda seni sevenlerin olmasını kim istemez. Her hareketimiz kontrol ediliyorken. Şöyle düşünsek! her taraf kameralarla donatılmış bütün zamanın gözetleniyor.
İşte yaşamımızı ona göre ayarlasak
diyorum. Bu hisle ve duygu ile yaşamımızı devam etmeyi öğrenirsek.
Dilimize, gözümüze ve arımıza sahip olursak. Hayatımızı bir nebze
düzene sokarız diye düşünüyorum.
Diyerek! Başka bir konuya geçiyorum. Sizlere soruyorum vefa nedir? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır.
Vefa; dostluğun asaletine, bir dua
sonrası verilen sözlere, hayallere
ihanet katmamandır. Vefa; “ötelerin
sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.” (Mevlana Celaleddin Rûmi) Mevlana öyle
demiş ama vefanın ne olduğunu bütün uğraşıma rağmen çevremdeki
insanlara bile bir türlü anlatamadım. Üstelik kuru gürültü yaparak
beni dinlemediler bile. Onlar ne anlatırsa ben dinliyorum. Dinlemeyi
öğrensinler diye ama nafile. Konudan konuya geçiyorum. İşte yine aklıma geldi. İyiki bu kağıdı kalemi
bulmuşlar. En azından bu sahifeler
beni dinliyor. Sahifelerin olması büyük bir nimet. Senelerdir dertlerimi
bu sahifelere yazarak dertlerime hamal ediyorum. İnsanlar dünyanın
hızlı temposuna ayak uydurmaya
çalışırken kıymetli ömürlerini de
kıymetsiz şeylerle tüketme peşinde.
Kimsenin nasihat dinleyecek kulağı
örnek alacağı idraki yok. Bu halleri
düşünürken geceleri ağlıyorum ve
dışarı bakıyorum. Onlarla birlikte
diri diri gömüldüğümü anımsıyorum. Sizlere hangi yaramı anlatayım
diye düşünürken. Gecenin ve gündüzün RABB'i olan ALLAH`ı (c.c.)
hatırlıyorum. O zaman içime bir sıcaklık ve rahatlık geliyor. RABB'im
sana şükürler olsun diyorum. Artık
insanlar olarak hep yalnızları oynuyoruz. İnsanlar arasındaki güven
problemi derya gibi büyürken adaletli olanlar bitmek üzere. Vahdetin
kapısından kimileri geçmez iken
kendi doğrularının ama gerçekte
yanlışların peşinden süratle gitmekteyiz. Vahdetin tam ortasına çomak
sokarak birbirimizden ayrışmaktayız. Her gurup, hizip kendine göre
cennette yer edinmekte sanki adeta
parsellemekte. İslam dini hiçbir zaman kimi isimlere veya hanedanlara
gelmemiştir. İslam dini insanlara bir
uyarı ve ikazdan başka bir şey değildir. Anlayabilirsek! Yaptıklarımızın
bir de hesabını vereceğimizi unutmayalım. İslam`ın yaşama biçimini
nasıl algıladığımız değil İslamı hayatıma nasıl daha iyi uygularım olmalıdır. Dedikse de herkes olmuş allame ilmi delilleri önceden hazırlanmış. (Kendilerine göre şartlanmışlar) Kulaklar mühürlenmiş gözler
görmek istediğini diller istediği şekilde konuşuyor. Artık insanlar kendiliğinden oluşacak güzelliklerin
vakti zamanını beklemekte. Bütün
bu düşüncelerimi kağıda döktükten
sonra. Hicranla dolan yüreğimdeki
özel köşe
acı biraz dindimi bilemem! Tarumar
olmuş kubbede üç beş kırıntı kalmışsa eğer bırakın gitsin şu yaralı
yüreğim.. Dertlerimizden biride birbirimizi çok az görebilme veya ziyaretlerimiz. Evet birbirlerimizi hiç ziyaret etmiyoruz. Yine diyorum ki
hepimiz yalnızları oynuyoruz. Herhalde hayatın en zor günlerini geçiriyoruz. Gelecekte acaba nasıl olacak? Artık dertleşecek dostlarımızda kalmadı. Ne imanı ne vahdeti düşünüyoruz. Herkes kendi gurubunu
ön plana alıp İslam kardeşliğini bir
tarafa bırakmış. Kimin cennete kimin cehenneme gideceğini hesaplıyoruz. Elimizde bir kantar tartıp duruyoruz. Benim şeyhim, benim
mezhebim, benim partim, benim,
benim derken bencilleşip gidiyoruz.
Eee dert çok dertlenen yok. Gurur
tepede bir türlü Şeytan ve nefs Ademoğlunu rahat bırakmıyor. Hep aynı teraneler aynı lakırdılar. Kardeşiz
biz kardeş. Desem de kimse duymuyor be kardeşlerim.
Eh sevgili kardeşlerim hoş beş
edelim dedik nerelere geldik. Dert
çok olunca hangisinden başlayacağımızı şaşırdık. İstedik ki kardeş olduğumuzu unutmayalım. Paylaştıkça dertlerimizi azaltalım. Diyerek
sözlerime son veriyorum…
Hacarabın futbol gösterisi
hastahanede bitti
Gelelim Hacarabın futbol işlerine. Hacarap iki haftalık izine gidince ve ilk durağı Alanya olur. Seneler
önce Alanya`da geçen bir olay aklıma geldi. Sizinle bu olayı paylaşayım
istedim. Alanya Mahmutlar`da Hacarabın hanımı tarafından akrabaların bir halı sahası var. Gençler halı
sahada idman yapıyorlar. Hacarap
da gençliğinde biraz topun peşinde
koşmuş olduğundan ayağında terlikler olduğu halde dayanamaz sahaya girer ve:
- Gençler topu buraya gönderin
der. Gençler topu Hacaraba gönderirler, güya aklı sıra kendini gösterecek. Topun üzerine ayağına basar
ayağıyla topu geri çeker ve tam topa
vuracak bir de ne görsün başparmak
kırılmış. Tabii, soluğu hastahanede
alır.
Hastahanedekiler Hacarab`a:
- Be amcam senin top ile ne işin
vardı.
Hacarap da:
- Eee ne de olsa eski futbolculardandık. Demekki biz futbolu değil
futbol bizi bırakmış deyince herkes
gülüşür.
Sevgili dostlar sizleri ALLAH’a
emanet ediyorum.
Haydi şimdilik hoşça kalın.
Selam ve dua ile.
HAYAT
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
➤ 30 ➤ Haziran · Juni 2012 · Receb 1433
bulmaca